- Vazgeçtiğini söylemen yeter.
anime, science fiction, fantastic literature, tv series, music and other geeky stuff
| Skylla ve Charybdis reference: ronjararoundtheworld.com |
![]() |
| Kirke reference: bookthatmatter.co.uk |
| Kirke reference: John William Waterhouse.jpg |
Quotes
"Vorbis liked to see properly guilty consciences. That was what consciences were for. Guilt was the grease in which the wheels of the authority turned."
“Humans! They lived in a world where the grass continued to be green and the sun rose every day and flowers regularly turned into fruit, and what impressed them? Weeping statues. And wine made out of water! A mere quantum-mechanistic tunnel effect, that'd happen anyway if you were prepared to wait zillions of years. As if the turning of sunlight into wine, by means of vines and grapes and time and enzymes, wasn't a thousand times more impressive and happened all the time...”
“The merest accident of microgeography had meant that the first man to hear the voice of Om, and who gave Om his view of humans, was a shepherd and not a goatherd. They have quite different ways of looking at the world, and the whole of history might have been different. For sheep are stupid, and have to be driven. But goats are intelligent, and need to be led.”
Gelelim en sevdiğim Discworld kitabına... Genelde çok sevdiğim şeyleri analiz ederken daha çok zorlanıyorum nedense. Kelimelerle anlatılmaz, harika işte, mükemmel diyip konuyu kapatasım geliyor bu durumlarda. Bu kitap çok güzel bir din alegorisi, fakat bunu kurguyla ve kara mizahla çok güzel harmanlıyor, kesinlikle yormuyor, sıkmıyor. Tam tersine alt metninin ağırlığına rağmen çok eğlenceli ve son derece akıcı bir kitap. Terry Pratchett, Noragami animesini izlese sever miydi, bilmiyorum ama tanrıların onlara inananların olduğu sürece var olduğu ve imanın gücüne göre güçlendiği bir hikaye olarak o anime; bana hep bu kitabı hatırlatmıştı. Bu kitapta nasıl dinin asıl tanrıya olan inancın üstüne büyüdüğü ve onu kapladığını ve insanların tanrıya inanmayıp bırakıp kurallara, klisenin hiyerarşisine tapındığı, rituellerin konforuna kendini kaptırdığını anlatıyor. Bunu Pratchett, büyük tanrı Om ve onun klisesi üzerinden örneklemeyle yapsa da islam kültüründe büyümüş biri olarak ben, bu kitabı okurken pek çok şeyin örneklerini bizim toplumda da gördüm. Din sorgulanmaz, tanrı çok büyük, fakat neden inandıklarını bile düşünmek istemiyor insanlar. Bir sürü kurallar var, kurallar neden var, ne için var, neye hizmet ediyor? Asıl inandıkları neydi, tanrının kendisi mi, bu kurallar mı yoksa her gün düşünmeden yaptıkları ritüellerdeki iç rahatlığı ve konfor mu? Bu sorular hep benim de aklımdan geçmiştir; ve bu kitabın bu sorgulamaları çok zekice bir dille ve kara mizahla yapması çok hoşuma gitti. Kitaptaki bir filozof diyor ki; kütüphanede farklı dinler adına binlerce kitap var, hepsi kendisinin en iyi din olduğunu iddia ediyor!? Ne kadar ironik değil mi?... Dinlerin var olma sebebi insanları genel ahlak kuralları çerçevesinde bütünleştirmek bence. O yüzden değil midir ki, neredeyse tüm dinlerde ortak nokta kurallar bütünü; diğer insanlara, hayvanlara ve doğaya saygı duy, zayıflara sahip çık, başkasından çalma, kul hakkı yeme gibi nasihatlerden oluşur. Fakat din; her ne zaman tanrının, inancın ve ahlakın da üzerine koyulduğunda din için cinayet, din adına ayrımcılık gibi riyakarlık ve tezatla karşılaşıyoruz. Neyse bu konu çok derin, söylecek çok şey var ama şimdilik burada bırakıyorum.
Genel olarak kitabın konusundan bahsedersek önceden çok güçlü olan, adına yüzlerce tapınak yapılmış, hala görünürde milyonlarca inanı olan büyük tanrı Om, dünyaya güçsüz bir kaplumbağa olarak düşüyor. Sesini duyurabildiği tek kişi ise yarım akıllı rahiplik öğrencisi Brutha. Brutha, önce kaplumbağanın tanrı olduğuna inanmasa da (konuşabildiği ve tanrı olduğunu iddia ettiği için hatta bir çeşit iblis olduğunu düşünüyor ilk), Om bir şekilde onu ikna ediyor, çünkü Brutha'nın inancı sarsılmaz! Kitabın başlarında klise ve çevresinde oldukları kısımlarda benim için en etkileyici olan kısım, hac ziyaretine Om tapınaklarına gelip dua etmek için her gün binlerce insanın toplanması ve Om'un onların hiçbirine asıl tanrıları olan kişi olarak sesini duyuramadığı kısımdı. İnsanlar, ağlıyorlar, kendinden geçiyorlar, tapınağa dönüp dua ediyorlar ama asıl tanrıları kaplumbağa şeklinde ayaklarının dibinde sesini duyuramıyor, hatta tapınağa koşturanlar tarafından yanlışlıkla birkaç kez tekmeleniyor. Bu kısım gerçekten çok ironik ve bir o kadar da üzücüydü. Kitabın ilerleyen kısmında klisenin başındaki adam ve kitabın villain'ı Vorbis ile tanışıyoruz. Bir nevi sosyopat olan Vorbis, kötü adam olarak gerçekten çok başarılı. Kaplumbağa Om, onu şöyle ifade ediyor, bir kaplumbağayı asıl amacı öldürmek için değil de acaba ölecek mi diye güneşin altında ters çevirip bırakan bir adam çok tehlikelidir. Vorbis, filozoflarıyla ünlü, gavur Ephebe'dekileri (bir nevi Antik Yunan) dine ikna etmek ama asıl amacıyla ortadan kaldırmak için oraya diplomatik bir göreve gidiyor. Giderken de yanında kalın kafalı olmasına rağmen, bir nevi fotoğrafik hafızası olan Brutha'yı da alıyor. Tabii Brutha'da bir kutuya koyup Om'u da yanında götürüyor ve böylece asıl macera başlıyor...
Bu postu beni Terry Pratchett ve onun müthiş hayal gücünü kaleme aldığı Discworld serisiyle tanıştıran sevgili Elendor'a adamak istiyorum. İyi ki doğdun, iyi ki varsın! Feliz cumpleaños!
Quotes:
"Building a human was easy, the Auditors knew exactly how to move matter around. The trouble was that the result didn't do anything but lie there and, eventually decompose.This was annoying, since human beings, without any special training or education, seemed to be able to make working replicas quite easily."
... They built a woman. It was a logical choice. After all, while men wielded more obvious power than women, they often did so at the expanse of personal danger,.. Beautiful women often achieved great things, on the other hand, merely smiling at powerful men. "
"Of course someone would be that stupid. Some humans would do anything to see if it was possible to do it. If you put a large switch in some cave somewhere, with a sign on it saying 'End-of-the-World Switch. PLEASE DO NOT TOUCH', the paint wouldn't even have time to dry. "
"This is true. A chocolate you did not want to eat does not count as chocolate. This discovery is from the same branch of culinary physics that determined that food eaten while walking contains no calories."
"Susan, can you imagine what it is like to experience taste for the first time? We built our bodies well. Oh, yes. Lots of tastebuds. Water is like wine. But chocolate... Even the mind stops. There is nothing but the taste. " She sighed. "I imagine it is a wonderful way to die."
Kitap review'ı konusunda çok iyi değilim ama bazen okuduğum kitapların genel detayları dışında unuttuğumdan belki de self-note şeklinde yazarsam geri dönüp okurum diye düşündüm. Bu kitap Terry Pratchett'ın geniş hayal dünyasını yansıtan Discworld serisinin güzel örneklerinden biri. Yaklaşık 2 yıldır kitaplığımda duruyordu ama doktoradan dolayı bir türlü vakit bulup başlayamıyordum. Hazır e-reader'ım error vermişken fırsattan istifade noel tatili zamanı İstanbul uçuşunda yanıma aldım ve ocak ayı sonunda da bitirdim.
Kitapta ana karakterlerimiz; Reaper Man ve Mort kitaplarından da tanıdığımız karakter olan Death ve torunu Susan Sto Helit, saatçiler sendikasında öksüz olarak büyümüş olan Jeremy, hırsızlar sendikasında öksüz olarak büyüyen ve sonra sonra kendini zamanı ve tarihi kontrol eden History Monks'lar arasında bulan Lobsang ve Lobsang'in güçleri sahte mi değil mi son ana kadar çıkaramadığımız tarih rahiplerinin hademesi olan Lu-Tze'den oluşuyor. Ana villain olan karakterler bir nevi uzaylı formunda olup dünyanın ve evrenin düzenini inceleyen Gözeticiler yani Auditors. Bu Auditors olayını Fringe dizisindeki kel kafalı gözetmenlere benzettim, insanları ve duyguları ve evreni sadece data olarak algılayan bu yaratıklar, villain olarak gerçekten çok başarılıydılar. Fakat bu kitapta Auditors'ın kendileri aslen gri balçık ve duman formunda yaratıklarken insan doğasını anlamak için önce aralarından birini güzel bir kadın formuna sokup olaya fitne karıştırıyorlar. Lady LeJean isimdeki bu auditor, müşteri kılığında zamanı anlama ve saat yapma konusunda bir dahi olan Jeremy'nin dükkanına gelip ona zamandaki her salisenin tikiyle beraber hareket eden aşırı dakik ve mükemmel olan bir cam saati yapmasını söylüyor. Auditors'un asıl amacı bu saat ile zamanı durdurup insanların yarattığı olasılıksızlığı ortadan kaldırmak. Auditors'ın planını farkeden Death torunu Susan'ı bu olayı çözmek için görevlendirirken kendisi de mahşerin dört atlısını toplayıp Auditors ile savaşmaya gidiyor. Plot twist olarak mahşerin aslında beş atlısı olduğunu ve bunun ilkinin Kaos/Chaos olduğunu ve daha sonra kendini emekli edip sütçü Ronnie olarak dolaştığını öğreniyoruz. Susan dışında saati bulma görevine History Monks'ların bile gizemini çözemediği başka bir dahi karakter olan Lobsang ve komik hocası Lu-Tze de katılıyor. Çünkü zaman durduğunda kendi zamanıyla haraket edebilenler de normal insan olmayan bu karakterler.
Savaşın sonunda çokluktan bireyselliğe geçen ve kendini iyice insan hissetmeye başlayan Lady Lejean aka Unity'nin de yardımıyla Auditors'ı çikolata yedirerek öldürebileceklerini keşfediyorlar ve Auditors'ların çoğu death by chocolate ile yenilgiye uğrarken en son saate ulaşan Lobsang zamanı History Monks'ların tepesindeki makaralarla tekrar başlatıyor. Meğersem Lobsang ve Jeremy bir ruhun iki bedene bölünmesiyle oluşan aynı kişilermiş ve annesi Zaman'ın ta kendisiymiş. Hikayenin sonunda Jeremy ile birleşen Lobsang (Lobsang karakteri daha baskın kalıyor çünkü) annesi Zaman ve babası Wen the Eternally Suprised'ı tatile gönderip Zaman'ın kişiliğini kendi devralıyor. Sarkastik kişiliğimiz Susan ise öğretmenlik görevine geri dönüyor.
Özellikle Susan'ın komik ve sarkastik kişiliğini daha net tanımak ve Auditors gibi evreni data olarak gören yaratıklarla tanışmak güzeldi. Hala en sevdiğim Discworld kitabı yaptığı müthiş din alegorisinden dolayı Small Gods olsa da, Death karakterinin aktif olduğu Mort kitabından sonra sevdiğim ikinci Death karakteri bazlı Discworld kitabı da bu oldu.