Dune etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dune etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2021 Çarşamba

Dune Messiah

 


" Birçok hükümetin yıkılmasının sebebi, halkın resmi servetin gerçek boyutunu öğrenmesidir. "

"Deniz," dedi kısık bir sesle. "Bu zihnimin canladırabileceğinin ötesinde bir şeydi. Ama tanıdığım adamlar bu mucizeyi gördüklerini söylediler. Yalan söylediklerini düşündüm ama bunu bizzat öğrenmek zorundaydım. İşte bu yüzden orduya katıldım."

"Fazla analiz doğrunun düşmanıdır." 

"Güç, çok daha fazlasını elinde tutanı izole etme eğilimi gösterir. Önünde sonunda, gerçeklikle bağlantılarını kaybederler... ve devrilirler." 

"Dinin ve çıkarcılığın saklayamadığını, hükümetler saklayabilir." 

"Alia, ağabeyine baktı ve onun mutlak üzüntüsünü algıladı. Paul'ün yanağındaki bir göz yaşı damlasına Fremenlere özgü saygıyla dokunarak söyle dedi: 'Sevdiklerimiz göçüp gitmeden önce onlar için kederlenmemeliyiz.' 
'Onlar göçüp gitmeden önce' diye fısıldadı. 'Söyle küçük kardeşim, önce nedir?' "

" Zihinsel bir salgını durduramazsın. İnsandan insana bulaşarak parsekleri aşar. Öyle bulaşıcıdır ki engel tanımaz."

" Bir insanın yaşamının bir saatinden mahrum etmekle, onu yaşamından mahrum etmek arasında yalnızca bir ölçek farkı vardır. Sonuçta ona karşı şiddet uygulamış, onun enerjisini tüketmiş olursunuz."

" Politikayı sevgi üstüne kuramazsın' , dedi. 'İnsanlar sevgiyle ilgilenmez, sevgi çok karmaşıktır. Onlar despotizmi tercih eder. Çok fazla özgürlük kaos doğurur. Buna izin veremeyiz, öyle değil mi? Ve despotizmi nasıl sevilebilir kılarsın?' "

"Yaratabileceğim bütün olası geleceklere burnumu soktum, en sonunda onlar beni yaratana dek."

" Her şey çok güzeldi, en güzeli de sendin."


Dune Mesihi farklı bir kitap. Neden ilk kitap kadar sevilmediğini anlıyorum ama bir yandan da bu antipatiyi yersiz buluyorum. Benim açımdan dolu dolu bir kitaptı. Tek bir nokta hariç, şahsen ben ilk kitap kadar sevdim. Diyaloglar aslında ilk kitaba göre daha derindi, 250 küsür sayfa kitabın neredeyse her yerini e-reader'da çizdim. Alıntıların bir kısmını da burada paylaşıyorum zaten. Dune Mesihi benim için Paul'un ilk kitaptaki happily-ever-after'ını anlattığı için özel bir kitaptı. Kahramanımız intikamını aldı, ilk çocukları öldürülmüş olsa da sevdiceği ve anası yanındaydı, hak ettiği tahtı aldı ve düşmanlarını alt etti. Peki sonra? İşte bu sonrası için bence gelebilecek en gerçekçi kurguyla gelmiş. Paul gibi empati kurabildiğimiz bir karakterin, nasıl tek güç olduktan sonra bir diktatör haline geldiğini anlatıyor aslında bu kitap. Öyle bir nokta ki ülkemizdeki ismi lazım değil liderin fanatikleriyle bile kısa süreli de olsa empati kurabildim bu kitap sayesinde. Çünkü insanlar ilk başta kurtarıcı gördüğü kişinin hatalarını öyle ört bas edip öyle gerekçelendirebiliyor ki, 61 milyar insanın  katliama sebep olmuş, 500 gezegenin fatihi ve bunlardan 90 küsür gezegenin felaketi olan bir lideri bile hala destekleyebiliyorlar. Burada Paul'un Hitler'den veya ismi lazım değil diğer diktatörlerden farkı ise tüm hatalarının farkında olması, buna kendince engel olmaya çalışması ama onu bağlayan bu kader zincirinden, altından kalkamayacağı sorumlulukları almak zorunda kalmasından dolayı öngörü yeteneğine rağmen bir türlü kurtulamaması.. Bunlar aslında kendi içinden de gelen tanrı kompleksinden, bu işi bu yeteneklerle en iyi sadece ben yapabilirm yanılgısından geliyor. O açıdan Chani ile çok manidar bir diyalogları var aslında:

- Chani, sevgilim, cihada son vermek, vuzera ordularinin bana dayattigi lanet olası tanrılık mertebesinden kurtulmak icin neler vermezdim, biliyor musun?
- Vazgeçtiğini söylemen yeter.


Size kimi hatırlattı bilmiyorum, ama bana bu ikilem direkt Daenerys Targaryen'i hatırlattı. Bu sebeplerden ve ileride bahsedeceğim sebeplerden dolayı Paul Atreides'in hem Daenerys Targaryen hem de Anakin Skywalker karakterlerine hayat verdiğine kanaat getirdim. Kitabın özeti aslında şu sözde gizli: "Güç, çok daha fazlasını elinde tutanı izole etme eğilimi gösterir. Önünde sonunda, gerçeklikle bağlantılarını kaybederler... ve devrilirler." 

Hikayemiz, Paul'un imparatorun tahtını elinden alıp kızı Irulan ile politik bir evlilik yapmasından yaklaşık 13 yıl sonra başlıyor, yani Paul da benim gibi 30'lu yaşların başlarında. İmparatorun tahtına oturmuş, Chani ve Stilgar danışmanı olarak yanında. Jessica ise Caladan'a yerleşmiş, Paul'un bu din temelli imparatorluğunu desteklemiyor. Açıkçası kitaptaki en büyük eksiklik benim gözümde Jessica gibi müthiş bir karakterin yokluğuydu. Nasıl Hermione Granger olmasa Harry Potter bir şey yapamazsa, annesi Jessica olmayınca Paul da bir güzel çuvallıyor. Bütün kitap boyunca bunu görüyoruz. Paul'un kız kardeşi, Alia ise 16-17 yaşlarına gelmiş. Alia, öyle bir dini lider olmuş ki kendisine ait Arrakeen'de bir tapınak var, insanlar hac için o tapınağa geliyor! Annesinin yediği bir halttan dolayı başrahibe bilgeliğinde de olsa, öngörü gücü Paul'u cebinde sallayacak kadar güçlü de olsa, Alia, hormonları uyanmaya başlamış bir ergen. Hem de ne kadar yorucu bir ergen... Kendisi çok sempatimi kazanamadı, maalesef. Fakat anne rahmindeyken ab-ı hayat baharına maruz kaldığı tecrübeden sonra kendisini bazen annesi gibi gördüğünü, Paul'u oğlu, babasını ise sevgilisi gibi hissettiği kafa karışıklıklarını açıkladığında kendisi için üzülmedim de değil. 
 
Bu sefer Leto Atreides'e değil Paul Atreides'e karşı bir komplo var. Planların içinde planlar... Daha kitabın başında bize Paul'un öleceği ve suçun Chani'ye atılacağı açık ediliyor. Komployu kuranlar ise lanet başrahibe Gaius Helen Mohiam, Paul'dan çocuk yapma umudunu kesen Irulan, Bene Tleilax Scytale ve dümenci Edric. Bu kitapta bize ilk defa tanıtılan topluluk olan, Face Dancers, Bene Tleilax bence ayrı bir  parantezi ve hatta ayrı bir ek kitap serisini hakediyor. Çünkü bu topluluk ASOIAF evrenindeki Faceless Man gibi yüzlerini değiştirme yeteneğine sahip bir grup hermafrodit suikastçı.  Aynı zamanda genetik biliminde çığır açmış, insanları tek bir hücresinden kopyalayıp anılarını da tutabilen bir grup bilim insanı. Olay şu ki Tleilaxu, Duncan Idaho'nun ölü bedenini buluyor ve onu klonlama teknolojisiyle hayata döndürüp gula Nefr'i yaratıyor. Nefr hem bir mentat hem de bir Zenni-sünni filozof olarak eğitilip Alia'yı tavlaması ve Paul'a ihanet etmesi için hazır ediliyor. Fantaziye gel. Fantezi olarak güzel gelse de itiraf etmeliyim ki bu komplonun içi maalesef çok doldurulamadı. Dümencinin de olduğu bir güruh, Duncan'ın gulasını Paul'a hediye ettiğinde, gula kendi ağzıyla sizi yok etmek için görevlendirdim demesine rağmen Paul'un bunu neden kabul ettiğini bir süre anlamlandıramadım. Fakat hayatını sizin için feda etmiş bir dostun anılarına kısmen de olsa sahip olan bir klon ya da makineden uzak bile kalamamak aslında çok insansı bir reaksiyon. Tıpkı Okabe'nin Kurisu'nun AI'ı olan Amadeus'a tuzak olma ihtimaline karşın karşı koyamaması gibi... 

Uzun lafın kısası, Paul öngörü yeteneği sayesinde kısmen de olsa komplo planına çomak sokuyor. Paul'un yaptığı analize göre divergence'dan kurtulamayan iki seçenek var: Ya Paul ölecek ve suç Chani'ye atılacak, Chani tutsaklık altında, çocukları ise sürgünde yaşamak zorunda kalacak. Ya da Chani doğum sırasında ölecek. Bu iki seçenek arasında sıkışan Paul bir ara Anakin'e dönüşüp baş düşmanı Palpatine'e, pardon başrahibe Mohiam'a yalvarıp Chani'yi kurtarması için yardım bile istiyor. Fakat Paul'ün de analizinden kurtulamayan, onun da öngöremediği şeyler var. Çünkü neydi; "Fazla analiz doğrunun düşmanıdır."  Bu noktada  Paul'u değil, resmen Anakin'i izledim. İkiz çocuklarının doğumu sırasında ölen sevgili ve kehanetinde bunu gören başkahraman... Ne kadar de benziyor değil mi? Paul'un analizinden kaçan en büyük nokta ise çocukların ikiz olması. Çünkü Paul öngörüsünde sadece tek bir kız çocuğu görüyor. Aslında bu ikizlerden erkek olanı, evrenin başına başka çoraplar örecek olan Leto II Atreides (bir nevi Luke Skywalker ama başka türlü...). Paul'un ölmesi gereken ve Chani'nin suçlanması gereken suikasta Chani olmadan gitmeyi başaran Paul, ölmüyor ama taşyakan atom silahı sebebiyle görme yetisini kaybedip kör oluyor. Fremen inancına göre, kör olan biri, topluma yük olacağı için çöle terkedilmesi gerekiyor. Fakat öngörüsünü kaybetmediği için Paul, yine etrafındaki her şeyin farkında olabiliyor ve bir nevi görebiliyor. Fakat elinden gelen her şeyi yapmasına rağmen Paul, kendini yine de Chani'nin doğum yapacağı ve öleceği çöldeki siyeçte buluyor. Bu kısım bence kitaptaki en güçlü yerdi. Paul'un her şeyi yapmasına rağmen kaderinden kaçamadığı andaki çaresizliği, Chani ölünce öngörü yeteneğini de tamamen kaybedip gerçekten kör olması çok etkileyiciydi. Buraları okurken birkaç damla gözyaşı dökmüş olabilirim. Çünkü bana göre Paul'u istemediği halde dini lider haline getiren, bir nevi peygamber konumuna sokan önsezi yeteneği, aslında bir hayatta kalma içgüdüsüydü. Bene Gesserit'lerin yüzyıllardır süregelen genetik çiftleştirmelerinin bir ürünü olan Paul, hayatta kalma içgüdüleriyle de birleşince bu yeteneğine bir nevi tanrısal ivme kazandırıyordu. Fakat cihattan kaçmasına rağmen evrenin en büyük dikdatörüne dönüşen Paul, yaşadığı pişmanlıkla, bir şeyleri yine değiştiremeyince ve en sevdiği kişiyi de kaybedince öngörüsünü kaybedip gerçekten kör oldu...

Suikastı ikinci çökerten nokta ise Chani öldükten sonra Paul'u öldürmesi gerek gula Nefr'in anılarını tamamen geri kazanabilen tarihteki ilk gula olup tamamen Duncan Idaho'ya dönüşebilmesi. Aslında Paul'u oğlu gibi gören Duncan'ın, onu öldürmek zoruda kalınca anılarını tamamen kazanması ihtimalini Tleilaxu tamamen göz ardı etmiyor. Hatta Scytale kendi ağzıyla itiraf ediyor, eğer Paul ölseydi pazarlığı Paul'un bedenini canlandırma üzerinden Alia ile yapacaklardı... Duncan anılarını geri kazanınca, Tleilaxu biliminin gerçekliği de bir nevi kanıtlanmış oluyor ve Scytale için Chani'nin bedenini diriltme üzerinden pazarlık etme hakkı doğuyor. Fakat Chani'yi diriltmeyi Paul şiddetle reddediyor. Fremen olarak doğan Chani'nin bedeni suyunu almak için cenaze törenine götürülüyor. Her ne kadar iki kitaptır Fremen geleneklerini okusam da burada yine istemsiz "sizin de geleneğiniz batsın!" demeden edemedim. Sanırım kurgusal Orta Doğu'ya bile garezim var.  Anyway... Alia gibi melanet doğan henüz beşikteki bebek Leto'nun gözlerini kullanarak Paul, Scytale'i öldürmeyi beceriyor. Fakat hala kör olan, yaşama dair umudunu ve isteğini kaybeden kahramanımız (bu noktada aslında artık anti-kahramanımız), gerçek bir Fremen gibi çöle yani kendi ölümüne yürüyor. Bu sefer kehanetlerden, cihattan, peygamberlikten ve öngörüden kurtulmuş, tamamen özgür bir adam olarak... Bence Paul gibi trajik bir karakter için çok yerinde ve bir o kadar da hüzünlü bir sondu. Tıpkı Daenerys Targaryen'in sonu gibi... O zaman bu sözün de sana gelsin, Paul reis: "Yaratabileceğim bütün olası geleceklere burnumu soktum, en sonunda onlar beni yaratana dek."

Üçüncü kitap anladığım kadarıyla Alia, kocası Duncan ve Paul'un ikizleri Leto II ve Ganima üzerinden devam ediyor. Bir yandan Paul'un hüzünlü ama güzel hikayesinden sonra bu seriyi burada bırakma isteği duysam da, Star Wars için New Hope filmi gibi olan yeni seri gibi bundan sonra neler olacağını merak etmiyor da değilim. Dune evrenine bir kez tutulduktan sonra bırakması zor sanki...

16 Ağustos 2021 Pazartesi

Dune: Çöl Gezegeni

 




"Korkmamalıyım.Korku akıl katilidir. Korku toptan yok oluşu getiren küçük ölümdür. Korkumla yüzleşeceğim. Üzerimden ve içimden geçmesine izin vereceğim.Ve geçip gittiği zaman, geçtiği yolu görmek için iç gözümü ona çevireceğim. Korkunun gittiği yerde hiçbir şey olmayacak. Yalnızca  ben olacağım."

" Bir süreç durdurularak anlaşılamaz. Anlama, sürecin akışıyla birlikte hareket etmeli, ona karışmalı ve onunla birlikte akmalıdır."

" Muad'Dib çok hızlı öğreniyordu, çünkü aldığı ilk eğitimin konusu "nasıl öğrenmeli" idi. Ve ilk ders, öğrenebileceğine dair kendine güvenmekti. Ne kadar çok kişinin öğrenebileceğine inanmadığını ve ne kadar çoğunun öğrenmenin zor olduğuna inandığını anlamak insanı şok ediyordu."

"Senin dışındaki herhangi bir şey; işte bunu görebilir ve buna mantığını uygulayabilir. Ama kişisel problemlerle karşılaştığımızda, en derin kişisel şeylerin, mantığımızın incelemesi için dışarı çıkarmakta en çok zorlandığımız şeyler olması insani bir özelliktir.Gerçekten kafamızı meşgul eden o en derindeki asıl şey dışında her şeyi suçlayarak onun çevresinde debelenmeye eğilimliyizdir. "

" Zihnin baskı altında hangi yöne gideceği büyük ölçüde eğitimin etkisiyle belirlenir. "

" İnsanın bilinçaltının derinliklerinde, bir anlam ifade eden, mantıklı bir kainata duyulan yaygın bir ihtiyaç vardır. Lakin hakiki kainat daima mantığın bir adım ötesindedir. "

" Din ve politika aynı arabaya bindiğinde, arabayı sürenler yollarında hiçbir şeyin durmayacağına inanırlar. Paldır küldür gitmeye başlarlar... gittikçe hızlanırlar, hızlanırlar, hızlanırlar. Karşılarına engeller çıkabileceği düşüncesini akıllarına bile getiremezler ve gözü kapalı koşturan bir adamın çok geç oluncaya dek uçurumu göremeyeceğini unuturlar. "

" Bir şeyi onu yok edebilen insanlar kontrol eder. "

" Hem zalimliğin hem de iyi yürekliliğin derinliğine inmedikçe neyin merhametsizlik olduğunu nasıl söyleyebilirsin? "

" Din diye adlandırılanların çoğu, hayata karşı bilinçsiz olarak düşmanca bir tavır taşımıştır. Gerçek din, yaşamın Tanrı'nın gözüne hoş görünen hazlarla dolu olduğunu ve eylemsiz bilginin boş olduğunu öğretmelidir.  Herkes, dinin kurallar ve ezbere dayalı öğretisinin büyük ölçüde aldatmaca olduğunu görmelidir. Doğru öğretiyi kolayca fark edersiniz. Onu yanılmaksızın tanırsınız çünkü içinizde, bunun daima bildiğiniz bir şey olduğu duygusunu uyandırır."

" Din, kendi kendine 'olmak istediğim gibi biri değilim' diyenler için bir çıkış noktası olarak kalmalıdır. Hiçbir zaman kendini beğenmişlerden oluşan bir topluluğun içinde boğulmamalıdır. "

" Şevkat, zalimliğin başlangıcıdır."

" Eğer bir çocuk, eğitimsiz biri, cahil biri ya da bir deli bir soruna yol açarsa, bu, o sorunu önceden görmediği ve önlemediği için otoritenin hatasıdır."

Dune serisi liseden beri okumayı düşündüğüm, ama ya çok ağır bir bilimkurgu serisiyse diye çekindiğim hep ertelediğim bir kitap serisiydi. Filminin çıkacağını öğrenince, bir arkadaşım da övünce dedim ben bir bakayım artık. Elimde de e-reader'da tüm seri en az 2-3 yıldır vardı aslında. Ama demek istiyorum ki, "where have you been all this time?". Cidden ergenliğimdeki heyecanla okuduğum, çok ama çok beğendiğim bir kitap oldu bu ilk kitap. Neden bilimkurgu diye sınıflandırıldığını anlıyorum, çünkü bir nevi space opera grubuna girecek bir konusu var, başka bir gezegeni, o gezegene adaptasyonu ve ucundan da olsa uzay yolculuğunu da anlatıyor. Kitabın 1965'te yazıldığını düşününce, otomasyon sistemleri, projeksiyonla yapılan toplantılar falan aslında epey füturistik de... Fakat benim gözümde daha çok fantastik edebiyatın bir ürünü hissi ve keyfi oldu. Çünkü bilimkurgu dışında pek çok fantastik olaylar örgüsünü deneyimledim, yine pek çok politika ve felsefe ve din alegorisini de hissettim bu kitapta. Zaten destan şeklinde yazdığım alıntılarda da pek çok felsefi ve siyasi göndermeler görülebilir. Bazen bu kitabın hikaye anlatıcılığı bana GRRM'i hatırlattı. Çünkü ASOIAF kadar olmasa da her kısımda bir karakter ve o karakterin bakış açısından ilerliyoruz. Diyaloglar ve taht oyunlarına olan detaylı entrikalar da biraz GRRM stiline benziyor. GRRM'in esinlediği pek çok fantastik alt yapı ve benzerliklerini de görebiliyorum (kendisi de seriyi sevdiğini söylemiş zaten). Bene Gesserit oluşumu misal... Toplumların dini ve kültürünü çok güzel inşa edilmiş ve hikayede çok önemli bir yer kapsıyor. Fakat bir konu var ki bu kitabı benim gözümden diğerlerinden çok net ayırıyor: o da su ve suyun önemi! Bir Çöl Gezegeni'nde suya aşırı önem verilmesinden doğal bir şey yok ama detaylar o kadar güzel anlatılmış ki evdeki suyu ziyan etmek bile beni rahatsız etti. İnsanlar damıtıcı giysi giyip terlerini bile yoğuşturup geri kullanırken, bizim evlerde şakır şukur duş almamız, sifonu kullarak dışkımızı ittirmek için onlarca litrejon su kullanmamız sanki hep ziyan gibi gelmeye başladı. Bir de burada bir kamu spotu gireyim, su krizi Avrupa'da, özellikle Akdeniz havzasında gerçekte de o kadar ciddi seviyede ki, birkaç nesil sonra çocuklarımız biz suyu böyle ziyan etmeye devam edersek, Arrakis'te Fremenlerin yaşadığı gibi su kıtlığı altında yaşabilir. Neyse kitabımıza dönelim. Kitaptaki Arapça isimler ve göndermeler de epey ilginçti. Şeyhulud, Muad'dib gibi çok sık geçen kelimeler bile hep Arapça kökenli. Amerikalı bir yazarın doğu kültüründen esinlenip kendi fantastik evrenine bunu objektif bir şekilde entegre etmesini de takdir ettim açıkçası.

Kitabın konusuna gelirsek, Atreides ailesi'nin su bolluğu içindeki Caladan gezegeninden imparator Padişah Şaddam IV'ün emriyle Arrakis gezegenine taşınmasıyla hikayaye başlıyoruz. Bu atamanın bir tuzak olduğunu bile bile sırf ailesini sürgün yaşama mahkum etmemek için Arrakis valiliğini kabul eden Dük Leto Atreides ve ailesini yakından tanımaya başlıyoruz. Eşi ama evli olmadığı için odalığı sayılan Jessica, bir Bene Gesserit üyesi. Bene Gesserit sadece kadınlardan oluşan, zihini ve bedeni çok sıkı disiplinlerle eğiten ve gezegenlerdeki politik dengeleri sağlayan bence kitaptaki en ilginç topluluk. Ayrıca soylar arasındaki evliliği ve bu evliliklerden doğacak kutsal bir kişiyi bekliyorlar. Kuisatz Haderah...Jessica kendine emredildiği gibi bir kız çocuk doğurmak yerine düke aşık olup kendi topluluğuna karşı çıkıyor ve bir erkek çocuk doğruyor. Ana karakterimiz Leto ve Jessica'nın oğlu Paul'un seçilmiş kişi, yani Kuisatz Haderah olduğu ya da olabileceği bize kitabın en başından söyleniyor zaten. Hem annesinin Bene Gesserit yöntemleriyle hem de babasının  yetenekli subayları Gurney Halleck, Duncan Idaho ve Thufir Hawat tarafından sıkı eğitimlerden geçen Paul çok zeki ve yetenekli bir ergen. Tıpkı ASOIAF evrenindeki the promised prince ya da Azor Ahai gibi kehanetler bu kitapta da bolca var ama olaylar olmadan nasıl olduğu ve kim olacağından kesin olarak emin olamıyoruz. Zaten tüm kitap kehanetler üzerine diyebilirim. Çünkü ana kahramanımız Paul'un önsezi ve geleceği görme yeteneği var. Biz okuyuculara da kitabın çok ilerisinde olacakları anlatan başka kitap alıntılarıyla Paul'le empati yapıp onun geleceği görme ama, sonsuz olasılıklar ve bağlantılar sebebiyle tam olarak nasıl olarak gerçekleşeceğini kestirememe lanetini paylaşıyoruz. 

Atreides ailesinin Arrakis'te ilk günleri, gezegeni ve su problemini tanımak, gezegenin en büyük gelir kaynağı olan baharatın (melanj) nasıl çıkartıldığını öğrenmekle ve gezegenin yerlileri ve hakkında çok şey bilinmeyen çöl toplumu Fremenleri öğrenmekle geçiriyoruz. Melanj aslında bir zihin uyarıcı bir uyuşturucu. Paul'ün önsezi yeteneği de o yüzden Arrakis'e geldikten sonra katlanarak artıyor. Kitapta bu ilk kısımlar biraz ağır ağır anlatılmış, okuyucu kaybetmeye müsait . Fakat eğer birisi bu yazıyı okuyorsa, tavsiyem mutlaka devam etsin, çünkü yaklaşık bir 100-150 sayfa sonra kitap çorap söküğü gibi açılmaya ve aşırı sarmaya başlıyor.

Kitabın taa en başından beri bize spoil edilen olayı oluyor. Yani Arrakis'i garip bir şekilde bırakıp gitmiş oyunu yapan Harkonnen ailesi, imparatorla bir olup Atreides'lere karşı entrikalar çeviriyor, dük Leto Atreides'i öldürüp gezegenin yönetimini ele geçiriyor. Öldü sanılan Jessica ve Paul'un çöle düşmesi ve Fremenlerin arasına katılmasıyla ise asıl macera başlıyor. Bizim Paul, Fremenlerin başına geçip onların siyasi ve dini lideri oluyor ve intikamını almak için planlara başlıyor...Fremenlerin gizemli kültürü, Paul'un hem dini hem de siyasi liderliğiyle ilgili kitaptaki göndermeler gerçekten çok iyiydi. Paul karakteri, gayet ilginç olsa da benin favori karakterim anne karakter, Bene Gesserit (cadısı) Jessica oldu. Umarım diğer kitaplarda da Jessica'nın önemi devam eder, çünkü epey tuttum ben kendisini. Atreides'ler bu kadar güzel ve net anlatılırken Harkonnenler ve özellikle ana kötü karakter Baron Harkonnen için aynısını söyleyemeyeceğim, çünkü kendisi biraz fazla şüşko kötü adam steorotipine sahipti ve aşırı karikatürleştirilmişti. Belki diğer devam kitaplarında bu düzeliyordur, ve umarım da öyledir. Kitaba dair diğer bir eleştirim ise, giriş ve gelişmenin gayet özenli ve detaylı olmasına karşın sonuç ve bağlanma kısmının biraz paldır küldür ve anticlimactic olması. Buna rağmen yine de genel hatlarıyla çok beğendiğim bir kitap oldu.

Herkes en güzel kitabının ilk kitap olduğunu söylese de hikaye öyle bir yerinde kaldı ki ben birkaç kitap daha devam etmeyi düşünüyorum. Bu arada filmi, aktörleri, fragramanları ve müzikleriyle her şeyiyle fazla merak uyandırıyor. Belçika'ya 15 eylülde gelir gelmez ilk gidenlerden biri sanırım ben olacağım! Umarım hayal kırıklığına uğratmaz. O arada ben ikinci kitabı okuyor olurum herhalde. Bir sonraki Dune kitabı yazımda görüşmek üzere o zaman!

P.S.  Bu arada Youtube algoritması karşıma şöyle bir video çıkardı. Kısa bir animasyonla benim yazdıklarımdan çok daha güzel tanıtmışlar kitabı. Buraya kadar geldiyseniz bence bunu da mutlaka izleyin!