anime etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anime etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2023 Pazartesi

Seirei no Moribito (Guardian of the Spirit)

 



Yayın yılı: 2007

Bölüm sayısı: 26

Benim puanım: 8.5/10

Eskisi kadar anime izlemesem de hala Japonca ve anime tutkumdan vazgeçmiş değilim. 2020'lerin Kimetsu no Yaiba'sı, Jujutsu Kaisen'i, Chainsaw Man'i falan çerezlik izlemek için keyifli olsa da bana eski animelerin derinliğini, duygusallığını ve doyuruculuğunu veremiyor. O yüzden 2007'de yayınlanan bu dönem animesi (tarihi olaylardan ve dönemlerden esinlenen animelere böyle mi deniyordu yahu) benim gibi eski animelerdeki keyfi arıyorsanız tam size göre olabilir. Hem de bu anime çok güçlü ve gerçekçi bir kadın baş karakteri  de barındıyor.

Seirei no Moribito, Balsa ve Chagum'un hikayesi. Kaderin biraraya getirdiği, kan bağına dayanmayan bir ana oğul hikayesi... Bu birliktelik bana zaman zaman Dunk ve Egg'in hikayesini anımsatıp gülümsetmedi de diyemem :) Bir prens ve Kanbal ülkesinden gelen (muhtemelen Hindistan'a bir atıf) dövüş sanatlarında usta olan kiralık koruma bir kadının alışılmadık yolculuğunu ve bu sırada şahit oldukları sıradan köylülerin gerek geleneksel, gerek Japon mitolojisindeki anlatılara dayanan hikayelerini çok ama çok sevdim! Bir su kötü ruhu tarafından ele geçirildiği düşünülen ve ülkeye kuraklık ve felakat getireceği öngörülen prens Chagum'un ölümü, kendi babası mikado (imparator) tarafından emredilir. Bunu bir kaza gibi göstermek için ise ekstra çaba sarf edilir. Chagum'un da içinde olduğu bir at arabası nehire yuvarlanır ve Chagum'un ölmesi beklenir. Fakat hesapta olmayan, o sırada buna şahit olan kiralık koruma (yojimbo) bir kadın olan Balsa'nın nehire atlayıp Chagum'u kurtarması olur. Chagum'un annesi 2. imparotiçe, Balsa'yla gizlice tanışır ve oğlunu saraydan kaçırmasını ve hayatı pahasına onu korumasını rica eder/emreder. Karşılığında ise Balsa'ya yüklü bir miktar mücevher ve para teklif eder. Fakat Balsa'nın ikna olmak için bunlara ihtiyacı yoktur, çünkü hayatı boyunca aldığı sekiz can yerine sekiz kişiyi kurtarmaya yemin etmiştir ve kendi çocukluğunun hikayesiyle inanılmaz bir benzerlik gösteren bir durumda olan Chagum'un hayatını kurtarmak onu bu günahtan azledecek sekizinci hayata denk gelmektedir. Bunun kaderin bir oyunu olduğunu farkeden Balsa, fazla ısrar edilmesine gerek kalmadan Chagum'un koruyuculuğu görevini üstlenir. Kaçmak için Chagum'un odasında bir yangın çıkarır ve Chagum'u saraydan kaçırır ve böylece maceraları başlamış olur.

Bu animede Balsa gibi müthiş bir kadın karakterin ana karakter olması dışındaki güzel şeylerden biri de yan karakterlerin de son derece derin, empati kurulabilir ve sevimli kişiler olması. Bunlar arasında Balsa'yı çocukluğundan beri tanıyan arkadaşı ve platonik aşığı şifacı Tanda, ilginç bir mizah yeteneğine sahip şaman bir kocakarı olan Torogai, sarayın en genç ve yetenekli yıldız okuyucusu (star reader), cool bir adam olan Shuga ve Balsa'nın zaman zaman sahip çıktığı yetim çocuklar Touga ve Saya var. Balsa ve Tanda dinamiği klasik ataerkil bir toplumda geçen bu hikayede kadın-erkek rollerinde bir nevi değişime sebep olmuş. Mesleği şifacı olan ve sabırla sevdiği kadının düzenli hayata geçmesini bekleyen bir erkek ve savaşçı, güçlü ve otuz yaşlarında olmasına rağmen hala düzenli hayata geçmemiş, maceracı bir kadın...  Bu da hoşuma gitti.

Balsa ve Chagum'un yolculuğu sırasında günlük hayattan kesitler, uçsuz bucaksız pirinç tarlaları ve halkın inanışına dair ilginç hikayalerle karşılaşıyoruz. Bu bazen animenin akışını yavaşlatmış ama Japonya'ya, Japonya kültürüne ve tarihine meraklı olan kişileri yine de mutlu eder diye düşünüyorum. Sevdiğim hikayelerden biri Balsa'nın geçmişine dair flashbackler ve onu da bir saraydan ölüm emrine karşı kaçıran mızrak ustası ve öğretmeni Jiguro hakkında öğrendiklerimiz oldu. Meğersem Balsa, Kanbal'daki saray doktorunun kızıymış, babasına zorla imparatoru zehirleme görevi verilmiş. Bu görev küçük kızı Balsa'nın da hayatını tehlikeye atacağından babası öldürülmeden önce en yakın arkadaşı olan sarayın baş mızrak savaşçısı Jiguro'dan Balsa'yı saraydan kaçırmasını rica etmiş. Hayatı pahasına Balsa'yı koruyan Jiguro, onları bu kaçısında takip eden  sarayın diğer sekiz mızrak savaşçısı olan eski arkadaşlarını öldürmek zorunda kalmış. Yani aslında Balsa'nın canını aldığını söylediği insanlari Jiguro'nun onu korumak için öldürmek zorunda kaldığı arkadaşlarıymış. Bu minnet borcunu ödemek isteyen Balsa ise, Jiguro'ya aldığı her cana karşı bir kişiyi kurtaracağına dair söz vermiş.

Animedeki beklenmedik twist'lerden biri ise aslında Chagum'un içindekinin kötü bir ruh değil de, ülkeye sulaklık ve bereket getirecek iyi bir ruhun yumurtası olduğunun ortaya çıkmasıydı. Bu sebeple aslında Guardian of the Spirit yani Seirei no Moribito'nun Balsa'ya değil de Chagum'a atıf olduğunu öğrendik. Bu bilginin ortaya çıkmasından sonra Balsa'nın görevi kötü bir ruh tarafından ele geçirildiğini sandığı bir çocuğun hayatını kurtarmaktan evrilip ülkeyi kuraklıktan kurtaracak bir ruhun doğuşuna yardımcı olmak ve bu yumurtayı taşıyan çocuğu da korumaya dönüşüyor. Bir nevi Frodo ve Sam olayı yani. Her yüzyılda bir doğabilen bu ruhun doğumu ise çok kompleks ve evrim dışıydı aslında ama neyse. Çünkü yumurtayı çıkarmak için Rarunga isminde bir yaratık yumurta taşıyıcısını parçalamak zorunda ve havaya fırlayan yumurtayı da efsaneye göre bir kuşun havada yakalaması ve suya bırakıp doğumunu sağlaması gerekiyor. Rarunga'nın Chagum'u öldürmesini istemeyen Tanda, Balsa, Toragai ve Shuga ise işbirliği yaparak Chagum'u korudalar ve hikayenin sonunda Tanda, Balsa'nın da yardımıyla yumurtayı bir büyüyle Chagum ölmeden çıkarabildi. Hikayenin bitişi ise biraz bitter-sweet oldu. Saraydan uzak kaldığı süreçte astımlı abisi öldüğünden Chagum artık veliaht ilan edildi. Balsa ile Chagum bu sebeple yollarını ayırmak zorunda kaldı, fakat bu yolculuktan öğrendikleriyle Chagum'un iyi bir imparator ve yönetici olacağına şüphe yok. Fakat Balsa ve Chagum'un ayrılışı biraz kalbimi kırmadı değil. En azından Balsa artık Tanda ile olur diye umut ederken bunun yerine Balsa'nın son bir görev için Kanbal'a geri döndüğünü gördük. Bunu biraz cliffhanger olarak verdiler ama muhtemelen Jiguro ve babasını adını temize çıkarmak için Kanbal'a gittiği teoriler arasında. Balsa ve Chagum'un hayatları pahasına koruduğu yağmur/su ruhu ise ülkeye bol bol yağmur ve bereket getirdikten sonra hala Balsa'nın yollarını bekleyen Tanda ile anime sona erdi. Çok da tadında bitti bence... Başka anime değerlendirmelerinde görüşmek üzere!

22 Kasım 2022 Salı

Made in Abyss (Season 1 & 2)

 



Yayın yılı: 2017-2022

Bölüm sayısı: 13 + 1 ova filmi + 12

Benim puanım: 8/10

Merhabalar uzun bir aradan sonra  ilginç bir anime incelemesiyle karşınızdayım. Made in Abyss'e, konusu itibariyle bakarsak, uzak bir adada "abyss" adında derinliği henüz keşfedilememiş bir çukur oluşuyor. Bu çukurun her katmanında ayrı bir ekosistem ve eski uygarlıklardan kalma türlü türlü hazineler var. Bu hazineleri araştıran arkeologlar, ya da mağara avcıları çukurun etrafına zengin bir şehir kuruyor. Fakat çukurun alt katmanlarına inmek değişik yaratıklar ve bitkiler açısından tehlikeliyken, ne kadar derine inilirse abyss'in laneti yüzünden dönmek daha da zorlaşıyor. Ünlü bir mağara avcısı olan Lyza, 10 yıldır geri gelmeyince, onu bulmak isteyen yetimhanedeki ufak kızı Riko, alt katmanlardan geldiği düşünülen robotumsu bir çocukla (Reg) annesi Lyza'yı aramak çukurun en dibine giden bir maceraya girişiyor. Riko ve Reg, her katmanda yeni bir gizemle karşılaşırken bu yolculuk, bir nevi içsel yolculuğa dönüşüyor.


Herkesin tersine ilk sezonun ilk bölümleri daha çok sevdim. Çünkü gizem çok yüksekti ve sonuna doğru inanılmaz şeylerle karşılaşacağımı düşündüm ama beklediğim kadar matah bir şey de çıkmadı (henüz). Özellikle iki sezon ortasındaki filmdeki 5.katmanda karşılaştığımız beyaz düdüklerin sırrı, Prushka karakteri ve The Sovereign of Dawn arkından sonra 6. katmandan çok şey bekliyordum. Fakat buna rağmen ana hikayeye çok fazla da hizmet etmeyen, Lyza'nın akıbetini  hele hiç açıklamayan koca bir filler'dı 2. sezon. 2. sezonda hollow'ların kurduğu bir köye odaklandık; abyss'in derinlerine seyahat eden bir grup umutsuz insan ve aralarındaki tek  çocuğa hollow doğurtup bu ceninlerin etini abyss'in lanetinden korunmak için yiyen, etik dışı bir sürü şeye imza atan bir köy ahalisi ve onların sonunu getiren epey cringe Faputa karakterini izledik durduk. Riko ve Reg bile neredeyse yan karakter kaldı hikayede. En sevdiğim Nanachi karakteri de bir süre Belaf'a esir olduğu için hikayenin dışına atıldı. 2. sezon sonunda Nanachi gibi Faputa da genel ekibe katıldı, sanırım ana hikayeye tek katkısı bu oldu. 
Hikayeye karşı diğer genel negatif feedback'im ise dram yaratmak için sürekli çocukların, özellikle kız çocuklarının psikolojik, seksüel ve fiziksel suistamalini defalarca ve defalarca göstermeleri. Sadece bir karakter olsa, muhtemelen böyle rahatsız olmazdım ve ya da en azından hikaye için oturaklı bulurdum. Fakat benzer hikayeler Nanachi, Mitty, Prushka, Veuko ve Irumyuui üzerinden sürekli tekrarlanınca biraz abes buldum açıkçası. Bu kadar suistimal olmadan ve tekrarlanmadan da genel mesaj verilebilirdi diye düşünüyorum.

İki sezon ve bir uzun film boyunca çok fazla olay olduğu için bu blog yazısında özellikle karakterlere odaklanmak ve bazı bullet point'leri belirtmek istiyorum.
 
Karakterler: 
Riko: 12 yaşındaki Riko, ünlü mağara avcısı Lyza'nın Abyss'in derinliklerinde doğan ve yetimhanede büyüyen kızı. 2. katmanda karşılaştığımız white whistler Ozen'den öğrendiğimiz kadarıyla, aslında Riko lanet yüzünden ölü doğmuş, fakat lanet koruyan bir relic cihazına bedeni yerleştirince tekrar kalbi atmaya başlamış. Gözlerindeki bozukluk dışında Riko'da mucizevi bir şekilde lanetin pek bir görünen etkisi kalmamış gibi. Fakat ilerleyen sezonlarda muhtemelen Riko'nun Abyss'in blessinglerinden biri olduğunu öğreneceğiz. İlk bölümlerde tüm merağı, garip nerd'lükleriyle en sevdiğim karakter kendisi oldu. Fiziksel güçsüzlüğüne rağmen epey crafty biri kendisi, ayrıca her zaman maceranın ve bilinmeyeni öğrenmenin peşinde koşuyor. Bu sebeple ki Reg'i ilk bulduğunda ele vermek yerine bir bilim insanı edasıyla iyice inceliyor. Sonrasında ise Reg'in onun hayatını defalarca kurtarmasıyla perçinleşen güçlü bir bağ oluşuyor aralarında.

Reg: Reg, Abyss'in derinliklerinden gelen fakat Riko'yu üst katmanlarda bir yaratıktan  robotik elinden fırlattığı lazer ışınıyla kurtardıktan hafızasını kaybeden biyonik bir çocuk. Kolları metrelerce uzayabiliyor. Robotik kolundan Abyss'in fiziksel kurallarını bile aşan bir ışın fırlatabiliyor. Fakat ne zaman bu lazer silahını kullansa 10 dakika içinde bayılıyor ve 2 saat boyunca baygın kalıyor. O yüzden her zaman bu silahını çok işlevsel olsa da kullanamıyor.

Reg'in üst düzey bir relic de olduğu düşünülüyor. Riko ile aralarında çok güçlü bir bağ var. Hafızasındaki flashbacklerden de görüyoruz ki aslında Lyza'yı da tanıyor. Anılarından birinde Faputa'ya "haku"sunu yani varlığına hitap eden en değerli şeyi bulmak için üst katmanlara gitmek zorunda olduğunu söylüyor. Bunun muhtemelen Lyza'ya verdiği bir sözle alakalı olduğunu düşünüyorum. Tüm sezon boyunca hollow köyü ve Faputa yerine aslında 2. sezondan bunları öğrenmek isterdim ya, neyse...

Reg, hafızasını kaybetmiş olmasına rağmen son derece empati sahibi ve iyi kalpli bir çocuk. Zarar vermeyi hep reddediyor ama haksızlıklara da içgüdüsel olarak karşı çıkıyor.

Nanachi: Gelelim en sevdiğim karakter, peluş tavşanımız Nanachi'ye. Nanachi bir hollow, yani 6. katmana gidip geldikten sonra insanlığını kaybedip başka bir forma (bu durumda ciddi manada peluş tavşana :)) dönüşmüş bir kız çocuğu. The Sovereign of Dawn ve şerefsiz Bondrewd karakterinin 5. katmana getirip üzerinde deneyler yaptığı yetimlerden biri. Bu çocukların bazıları laneti test edilmek için kullanırken, bir kısmı ise white whistle, yani en üst düzey mağara avcılarının kullandıları kutsal beyaz düdüklere dönüştürülüyor. Düdüğe dönüşen!? çocukların ruhları hala orada hapsolmuş şekilde kalıyor.

Nanachi, laboratuvarda geçirdiği sürede Mitty adında başka bir kızla bir arkadaşlık kuruyor ve Bondrewd onların arasındaki bağı test etmek için Mitty ve Nanachi'yi 6. katmana bir tüp asansör ile gönderiyor. Mitty, bilinçsiz  fakat ölümsüz et yığını bir yaratığa dönüşürken Nanachi Mitty'nin lanetin çoğunu absorbe etmesi sayesinde bir tavşan kürküne sahip oluyor ama bilincini tamamen koruyabiliyor. Daha sonra Nanachi, Mitty'yi laboratuvardan alıp kaçıp yıllarca gözden uzakta kendince bir yaşam kuruyor. Bu sırada Mitty üzerinde bir şeyleri test ederek bir sürü ilaç üretiyor. Bu sayede ki 4. katmanda Riko'nun enfekte olmuş kolunu ve dolayısıyla hayatını da kurtarabiliyor.

Nanachi son derece zeki, empatik, güvenilir ve fedakar biri. Mitty'ye olan özel düşkünlüğüne rağmen 2. sezonda ondan vazgeçip Riko ve Reg'i kurtarmaya koşabiliyor.

Prushka: Bu karakterle ilk sezon ve ikinci sezon arasında geçen OVA filminde yani Fukaki Tamashii no Reimei'de tanışıyoruz. Prushka, 5. katmanda yaşamını geçiren Bondrewd'ün evlatlık kızı. Zavallı kıza aralarındaki baba- kız bağına rağmen Bondrewd, etmedik işkence bırakmıyor. En sonunda kendine yaptığı bir silaha Prushka'nın kalbini koyuyor. Normal şartlarda ölmesi gerekirken Riko'yla Prushka'nın kurduğu bağ Prushka'nın bir white whistle'a dönüşmesine yardımcı oluyor. Faputa, Prushka'nın düdük halindeyken de sesini duyabildiği için onu Hollow köyünde iyice traşlanıp, son şekline ve tam kapasitesine ulaşabileceği robota veriyor. Tekrar biraraya geldiklerinde Riko, Prushka'yı üflediğinde aslında Reg'i activated moda sokabildiğini keşfediyor. Önce Reg'in kaskı, sonra robot ünitesindeki kolları beyaz rengini alıyor ve  böylece Reg tüm robotik özelliklerini full kapasitesinde  kullanabiliyor.
 
Vueko:  Vueko 2. sezonda 6. katmana yolculuk eden bir grup umutsuz insandan biri. Vueko'nun çocukluğunda sürekli olarak cinsel istismara maruz kaldığını biliyoruz. Bundan olacak ki yetişkin yaşlarına erişince Abyss'in derinliklerindeki altın şehire erişmek için hiç tereddüt etmiyor.  Gruptaki Wazukyan, Belaf ve Majikaja gibi diğer karakterlerden ayıran şey yüksek empati yeteneği ve yerel halktan buldukları bir çocuk olan Irumyuui ile aralarındaki güçlü bağ. Vueko bu bağı yaşamındaki en önemli şey olarak görmeye başlıyor.

Irumyuui: Animede dramın bokunun çıkarıldığı karakter bu bence. Irumyuui, Abyss'e inerken Vueko ve ekibinin karşılaştığı yerel halktan bir çocuk. Kısır olması sebebiyle lanetli görülüyor ve halkı tarafından dışlanıyor. Bu sebeple Irumyuui kendini hep eksik hissediyor. Fakat Vueko'ya çok çabuk ısınıyor ve zamanla ikili arasında anne-kız bağına benzer bir ilişki gelişiyor. Taa ki herkes su kaynaklarındaki bir parezitten dolayı bedenlerini deforme eden, ölümcül bir ishale yakalanana kadar...
Gruptaki Wazukyan sinsisi, Abyss'in gözlemcisi olan robotik Interference Unit sayesinde dilekleri gerçekleştiren relic bazı yumurtalar buluyor ve bu yumurtayı aralarında tek kullanabilecek çocuğun Irumyuui olduğunu ve bu çocuğun hepsini kurtarabileceğini iddia ediyor. Vueko'yu bu yumurtanın Irumyuui'nin en derin dileğini gerçekleştireceğini söyleyeyerek ikna ediyor. Bu relic yumurtalar Irimyuui'yi hollow'ların dönüşüm aşamasındaki gibi önce garip bir et yığınına dönüştürüyor ve sürekli bu formda Irumyuui doğum yapmaya başlıyor. Fakat doğurduğu tüm hollow çocuklar birkaç saat içinde ölüyor. Acı içinde çocuklarının yasını tutan Irum (tam ismini yaza yaza yoruldum valla), daha çok hollow doğurmaya devam ediyor. Nedenmiş, bu çocuk kısır olduğu için dışlandığından en büyük dileği buymuş. Bitti mi hayır! O sırada Vueko da ishale yeniliyor ve hastayken Wazukyan ona bir et çorbası içiriyor ve bu çorba sayesinde Vueko ve tüm köy halkı hızla iyileşmeye başlıyor. Çorbadaki et neymiş, öğreniyoruz ki Irum'un hollow bebeklerinin etiymiş! Yuh artık, hasta ruhlu mangaka diyorum!!!

Neyse Irumyuii'nin çilesi yine bitmiyor. Tüm köy ahalisini kurtuluşa götürecek ve lanetten korunacak bir noktaya götüyor devasa hollow haliyle ve burada Irum ile bütünleşen ve haku'sunu ödeyen tüm köy halkı form değiştiriyor ve hollowlara dönüşüyorlar. Bunu reddeden Vueko hariç.. O ise Wazukyan tarafından Irumyuui'nin beyni olacak sinyallerin olduğu vantuzlu çukara hapsediliyor. Bu sırada yine Irum'un avcı yaratıkları yemesiyle korunan köyde, köy halkı yine Irum'u sömürmeye devam ediyor. Ta ki Irum son çocuğu, yani Faputa'yı doğurana kadar...

Faputa: Irumyuii'nin çocukluğuna çok benzeyen Faputa, Irum'un son çocuğu ve köy halkından almak istediği intikamın meyvesi. Faputa tilkiye benzer bir kuyruğa ve pençelere sahip yarı hollow, yarı insan ölümsüz bir kız çocuğu. Hayattaki tek amacı annesinin intikamını almak. Fakat Reg ile karşılaşınca (Reg hafızasını kaybetmeden önce) hayata bakış açısı ve hayattan bulduğu anlam değişiyor. Fakat Reg'e aşırı takıntılı, toksik bir ilgisi var. Reg hafızasını kaybetmeden önce, Faputa'ya köye girmesi için yardım edeceğine söz vermiş. Günümüzdeki Reg ise ne Faputa'yı ne de bu sözü hatırlıyor...

Nanachi, sezon ortalarında bir yerde, gereksiz bir şekilde Belaf'a esir olan Mitty'nin bir klonuyla karşılaşıyor. Onunla olabilmek için Nanachi de esareti kabul ediyor. Belaf ise Nanachi'yi serbest bırakmanın karşılığı olarak Faputa'nın vücudundan bir parça istiyor (what a plot device diyorum :P). Faputa ise sözünü tutması karşılığında pençelerinden birini Reg'e veriyor. Sonra bu sebeple sezon sonunda Faputa, köy halkının haklı olarak ağzına sıçıyor. En son hepsini yiyerek annesinin intikamını alıyor. Vueko da ölerek vicdan azabından ve ızdırabından kurtuluyor. En sonunda bizim ekip Faputa'yı da aralarına katıp yoluna devam ediyor...

Saykedelik öğeler: 

Bu anime bana ışıl ışıl renk paletine rağmen kapkaranlık hikayesiyle biraz Puella Magica Madoka'yı anımsattı. Çok değişikli saykedelik ve rahatsız edici öğeler var; garip peluş hayvanlara ve yaratıklara dönüşen deforme olmuş insanlar, kesip biçerek işkence edilen çocuklar, göbek deliğinden bıçak sokulması, sürekli bebek doğuran yaratık çocuk, lanetle et yığınına dönüşen çocuklar, sürekli rahatsız edici ve gore sahneler bol bol mevcut.

Trigger warning: 

Özellikle vejetaryen ve veganları tetikleyebilecek bolca et yeme sahneleri var. Her yaratığın ve hatta garip ceninin etini yiyorlar.

6. katman gerçeği:
Çok beklediğimiz 6. katmanın girişinde insanlığını kaybedip deforme olan insanlarla dolu bir köyle karşılaştık. Fakat bu deformasyonu bir bedel olarak görüp hayatına görece iyi şekilde devam edebiliyorlar. Köyün genel işleyiş sistemi ise bu Irumyuui'nin kolları ya da vantuzları  olan "balancing system". Her şeyin bir bedeli var. Yani Fullmetal Alchemist'teki simya kuralı gibi eşit takas prensibi. Sanırım bu da biraz Budizm inanışına dayanıyor.  Bir nevi karma...

Bunun dışında hala Riko'nun annesi Lyza'ya ulaşamadık. Sanırım bir 7. katman da karşımıza çıkacak ve Lyza asıl orada olacak...

12 Ekim 2021 Salı

Gingitsune

 

source: Myanimelist

Çıkış yılı: 2013

Bölüm sayısı: 12

Türü: seinen, supernatural, slice of life

Benim puanım: 8/10

Size tam İngilizce tabirle light-hearted denilen, tasasız, neşeli ve dinlendirici bir anime önerisiyle geldim. Eğer biraz tatlış bir anime olsun ama çok cıvık da olmasın, komik olsun ama pek rahatsız edici ecchi, sapık fan service de olmasın diyorsanız bu anime tam size göre olabilir. Konumuz bir shrine'da (yani Şintoizm tapınağında) yaşayan bir liseli kızın (Makoto), tapınağın koruyucuları tilki ruhlarını (fox spirit) görmesinden  ve onun yine liseli arkadaşlarıyla ilişkilerinden oluşuyor. Şintoizm temasına dayalı iç ısıtıcı bu animeyi ben bayağı beğendim açıkçası! Makoto'yu kıskanmadım da değil. Keşke ben de Şinto ruhlarını görsem ve arkadaşlarımla huzur içinde günler geçirsem dedim.

Makoto'nun ailesi, tarım tanrısı Uka no Mitama'yı temsil eden bir Inari tapınağı olan Saeki tapınağının 15. jenerasyon boyunca idaresini sağlamaktadır. Makoto, 4 yaşındayken annesi öldükten sonra Şinto tapınaklarının koruyucu ruhlarını görme yeteneğini annesinden miras alır. Saeki tapınağının gardiyanı ise Gintarou-sama adında bir tilki ruhudur. Kocaman huysuz bir tilki olan Gintarou, sürekli Makoto'dan şikayet etse de aslında ona yürekten bağlı bir tsunderedir. Gintarou, ayrıca gelecekten kısa kesitler görüp kaybolan insanları ve eşyaları bulabilmektedir. Tabii bu durumda Makoto, insanlarla tanrılar arasında elçi görevi yapar. İlk bölümlerde Saeki tapınağı dışında başka tapınaklar olduğunu da görüyoruz, bunların bazıları Saeki tapınağı gibi Inari shrine'ı olsa da bazıları diğer Şinto tanrılarına ait, bazıları ise tamamen farklı, bahçesinde ufacık Şinto altarı olan Buda tapınaklarıdır. Burada Meiji döneminden sonra Budizm ve Şintoizmin nasıl içiçe yaşandığına ve insanların bu iki dini nasıl harmanladığına atıfta bulunuluyor. Şinto tapınaklarından birine bir kaplumbağa tanrı elçisini bıraktıkları bölümde, kaplumbağa bana Small Gods'daki, the Great God Om'u hatırlattığı için biraz güldüm. İlk bölümler sadece Makoto, Gin ve Makoto'nun komik Şinto papazı babası Tatsuro, Makoto'nun aralarını yaptığı iki kardaşı Yumi ve Hiwako etrafında dönse de animenin ortalarına doğru yeni karakterler de animeye katılıyor. Bu arada Makoto'ya parantez açarsam, ilk bölümlerde tez canlılığı, sakarlığı ve saf iyi niyetliliği ve Gintarou ile girdiği ağız dalaşlarıyla bana biraz Sailor Moon'dan Usagi'yi hatırlattı. Her sabah okul otobüsüne geç kalması bile benziyordu, ama Usagi'den daha akıllı ve daha az sinir bozucu olduğunu söyleyebilirim.

Animeye yeni karakterler, yani başka bir Inari tapınağından gelen ergen çocuk Satoru ve onun yine ergen dişi tilki gardiyanı Haru katılınca bence daha eğlenceli oldu. Haru biraz çok bağıran sinir bozucu anime karakterlerinden biri olsa da beni çok güldürdüğü için affediyorum. Satoru ise küçük yaşta yetim kalmış, dedesi ölünce görü yeteneği ona geçmesine rağmen halaları ve amcaları tarafından hor görülerek, ezilerek büyütülmüş içine kapanık, zeki ve yetenekli bir çocuk, yani bir nevi küçük bir Jon Snow. Satoru ve Haru ikilisi gelince hem Haru'nun Satoru'ya karşı aşırı düşkün ve korumacı olması yüzünden Makoto ve Gintarou ile girdikleri ağız dalaşları, hem de okuldaki kızların Satoru'yu beğenmesi ve aynı evde yaşıyorlar diye Makoto'yu kıskanmalarıyla ekstra komedi unsuru oluştu, sevdim. Fakat biraz finali yarım kaldı sanki. Summer purification festivalinde daha önce gelecek planlarından emin olamayan Makoto, kesin shrine maiden olmaya karar veriyor ve öylece bitiyor. Fakat daha görmek istediğim çok şey vardı. Misal keşke 15 bölüm yapsalarmış, 15. jenerasyon shrine maiden hatırına. Hiç de fena olmazmış. Merak ettiğim pek çok şey yarım kaldı. Örneğin, bizim Jon Snow Satoru'ya ne olacak? Tamam, anladık, Makoto'dan da önce Şinto rahibi olmaya çoktan emindi, fakat Makoto'yla aralarında bir şeyler olacak mı? Yoksa sadece aynı tapınakta aynı kaderi paylaşan iki kardeş, dost gibi mi büyüyecekler? Peki Funabashi Hiwako'ya ne olacak? O kadar bölüm kızın politikacı babasından bahsettiler, adamı göremedik bile. Gintarou ve Haru yoksa artık hep partner mi olacak? Gintarou'nun eski partneri olan gardiyan tilki ruhu, hiç geri gelmeyecek mi? Bu soruların hepsi yarım kaldı. Yani ağzımıza bir parmak bal çalıp gitti bu anime de...

4 Haziran 2021 Cuma

Gokushufudou (The Way of the Househusband)



                                                       image: tvtropes

Yayın yılı: 2021

Bölüm sayısı: 5 

Platform: Netflix

Eski bir yakuza üyesi olan Immortal Dragon lakaplı Tatsu, mafya işlerini bırakıp evinin kocası olmaya karar verirse ne olur? Bu hikayenin mangası olduğunu duyunca önce biraz gülmüştüm, sonra Netflix'te animesi çıkınca ve 15'er dakikadan sadece 5 bölümcük olunca kaçırmadım. Ana karakterimiz Tatsu, korkulan güçlü bir yakuza üyesiyken karısı Miku ile evlenince yakuzadan ayrılıyor ve evinin erkeği olmaya karar veriyor. Beş bölüm boyunca aslında Tatsu'nun shiba inu önlüğüyle evde yemek yapmasını, süpermarkette kupon biriktirip indirim kovalamasını, işten eve yorgun gelen karısına masaj yapmasını ve adeta suç mahalini temizlercesine ince iş temizlik yapmasını izliyoruz . Alışverişe gittiği zamanlarda eski rakip mafya üyeleriyle karşılaşınca aralarında epey komik diyaloglar geçiyor. Komşu kadınlarıyla temizlik ve alışveriş ipuclarını paylaşıp beraber yoga ve aerobiğe bile gittikleri sahneler var aksjkasjaks .Arada evin kedisinin gözünden de yine bazı komik sahneleri izliyoruz. Bence gayet güzel olmuş!

--- Spoiler ---

En çok 3. bölümde yüksek sesle kahkaha attım. Tatsu'nun eski rakibi olan bir yakuza üyesi hapisten çıkınca sokakta seyyar krepçi açıyor. Tatsu'yla karşılaşınca da atışma olarak o krep yaparken bizim house-husbando da acelece alışveriş poşedinden çıkardığı malzemelerle reçelli bir tatlı yapıyor. Sonra kaldırımlara yatarak yaptıkları tatlıların fotoğraflarını çekip instagrama atıyorlar ahsajhas. İkisi de 0 like alınca küsüp kavgalarına da son veriyorlar. Bu sahneleri izlerken cidden haykırarak güldüm :D 

Son bölümde Tatsu eski patronun köpeğine küçük bir kazak dikip köpeğe giydirince adamın ergen kızlar gibi 'kawaii!' diye kendinden geçmesi de epey komikti.

--- Spoiler ---

Beş bölümle biraz tadımlık ama gayet komik olmuş. Tek şikayetim garip animasyonu, çünkü anime demeye bile dilim varmıyor. Sanki manganın sayfalarını renklendirip seslendirmişler ve visual novel gibi bir şey olmuş. Onun yerine adam gibi anime yapıp 12 bölüm yapsalarmış şükela olurmuş. Sırf bu yüzden puanım:

7.5 /10

12 Mayıs 2021 Çarşamba

Kimetsu no Yaiba: Mugen Ressha-hen



                                                       image reference: Myanimelist


İngilizce adı: Demon Slayer: Infinity Train

Süre: 1 saat 57 dakika

Benim puanım: 8.5/10

Gelelim yılın en çok izlenen filmlerinden birine... Açıkçası Kimetsu no Yaiba'yı genel olarak sevdiğim halde hakettiğinden daha çok ilgi gördüğünü ve biraz overrated bir anime olduğunu düşünüyorum. Bunu anime serisi postumda da yazmıştım:
http://thediaryofanapathetic.blogspot.com/2021/01/kimetsu-no-yaiba.html

O yüzden bu filme karşı da çekincelerim vardı ama hem harika animasyonlarıyla hem de verdiği duygularla gayet tatminkar bir film olmuş. Animasyona özel ilgim olmamasına rağmen Ufotable'ın Kimetsu no Yaiba serisine verdiği emek benim de gözümden kaçmamıştı, ama bu filmde özellikle fire breathing tekniğinin kullanıldığı sahnelerdeki animasyon gerçekten bir wow dedirtti, son derece göz kamaştırıcıydı. Karakterlerden de hafif sinir bozucu Zenitsu'dan ziyade Inosuke'ye daha çok odaklanmaları benden + puan kaptı. Fakat seriden bir tık daha fazla da olsa bu filmde de Nezuko hala istediğim kadar sahne almadı, oradan da 1 puanı kırdım. Filmin ilk yarısı biraz daha serinin normal durağanlığında geçse de ikinci yarısında ortaya çıkan süpriz düşmanla epey ivme kazandı, ki bence keşke ikinci yarısındaki kısmı yani flame hashira Rengoku'nun dövüş sahnelerini daha da uzatabilirlermiş. Neyse bu haliyle karakterler arasındaki denge de daha iyi olmuş aslında, Rengoku karakteri ise gayet başarılı olmuş. Genel hatlarıyla son derece duygusal ve kalbe dokunan bir filmdi. Burada kadın mangakaların shounenlere ne kadar duygusal ve psikolojik boyut katabildiğinin farkını da görüyoruz. Bildiğim nadir kadın shounen mangakaları FMA ve Kimetsu no Yaiba'nınkiler sadece. Kimetsu no Yaiba'yı tabii ki favorim olan kült FMA ile karşılaştırmıyorum, ama karakterlere verilen boyut ve duyguların yansıtılması bence Kimetsu no Yaiba'da da diğer sadece dövüş ve aksiyona odaklı steorotipik shounenlere göre daha başırılı (öhöm bkz. Jujutsu Kaisen).

--- Spoiler ---

Konusunda geçersek direkt 1. sezon sonundan sonra trende olan demon olaylarını incelemek için karakterimizin atandığı görev için trene binmesinden başlıyoruz. Trende onlara mentörlük edecek flame hashira rengoku bir düzine bentoyu mideye indirirken buluyoruz. Rengoku ilk başta biraz crazy eyes modunda hiç göz kırpmayıp beni korkutsa da sonunda müthiş bir karakter olduğuna birkaç dakika içinde bizi inandırıyor ve kendisini hemen seviyoruz.  Tanjirou babasının ateşle dansından esinlenerek kullandığı flame breathing tekniği, hinokami kagura'yı Rengoku'ya soruyor, ama asıl sorusuna cevap alamasa da Tanjirou'nun siyah katanasının da (kararsız demon slayerlar içinmiş) bize verdiği ipicuyla aslında ateş, su, fırtına, taş gibi tekniklerden hepsini kullanabileceğini öğreniyoruz (bkz. airbender Aang). Bu arada domuz maskeli tsunderemiz Inosuke'nin Sheldon Cooper gibi trene bindiği için aşırı heyecanlanması da tatlıydı, söylemeden geçemeyeceğim. Çok geçmeden trende birkaç tane şeytan/demon beliriyor. Rengoku aşırı şaşalı flame breathing tekniği ile bu ilk çıkan güçsüz demonları hemen hallederek bizim oğlanları etkiliyor ve hepsi beni de çırak al diye hevesleniyor, Inosuke bile hayranlığını göstermekten pek çekinmiyor. Sonra asıl 12 kizuki demon'dan teki trenin üstünde beliriyor ve trende dönen gizemi öğrenmeye başlıyoruz. Bu demon, Enmu insanları uyutarak rüyalarını kontrol etme ve onları bu şekilde sömürme yeteneğine sahip. Bir takım travmaları olan çocukları güzel rüya görme vaadiyle ikna eden şeytan, karakterlerimizi kendilerine halatlarla bağlayan çocukların onların rüyasına girip spiritual core'larını parçalayıp onları saat bırakmayı planlıyor. Bu bölüm bu yüzden hem trende geçmesiyle hem de düşman tarafından kontrol edilen rüyalar olmasıyla Doctor Who'daki Dream Lord bölümünü hatırlattı. İlk başta Tanjirou'nun tüm ailesinin hayatta olduğu hala dağ evinde yaşadıkları rüyaya kendini kaptırdığı son derece duygusal sahnelerin yaşandığı kısımı izledik. Yalan yok, bayağı gözlerimi dolduran sahneler oldu. Ayrıca Tanjirou'nun sınırsız gökyüzü şeklinde temsil edilen iç dünyasıyla ne kadar temiz kalpli, iyi niyetli ve selfless olduğunu görüyoruz, rüyasına parazit olarak giren çocuk bile etkileniyor bundan. Biraz fazla iyisin, the good guy Tanjirou...Tanjirou dışında diğerlerinin rüyalarından da kesitler görüyoruz, Inosuke'ninki komik bir izci kampı rüyasıyken Zenitsu'nun Nezuko ile romantik anlar geçirdiği rüyası ise biraz güldürdü. Tanjirou dışında Rengoku'nun gördüğü rüya da karakter hakkında bilgi sahibi olmamıza yardımcı oldu. Rengoku, hashira olduğu gün babasına haber verdiği anıyı görüyor rüyasında, son derece ilgisiz olan babasından sonra küçük erkek kardeşiyle arasında geçen konuşmayı görüyoruz. Bu sahnelerde Rengoku'nun ne kadar nahif ve iyi biri olduğunu anlamak çok zor olmuyor. Bu sırada neyse ki çok geçmeden Enmu'nun büyüsünden zaten demon olduğu için etkilenmeyen Nezuko kutusundan çıkıyor da Tanjirou'yu uyandırmaya geçiyor. Tanjirou mutlu anılarından ayrılması çok zor olsa da kendini gerçekliğe dönmeye odaklıyor ve rüyasında kendini öldürerek uyanmayı başarıyor.

Tanjirou'nun uyanmasının ardından Inosuke ve diğer karakterler de uyanıyor ve takım çalışmasıyla Enmu'nun trenle birleşmiş vücudunda başını bulup onu yenmeye odaklanıyorlar. Burada Zenitsu hemen kendi tipik hareketini yaparak Nezuko'yu koruma görevine atlıyor. Nezuko maalesef yine çok geri planda, en azından sepetten çıkıp alev büyüsünü kullanmasına ve arada birkaç tekmeyle demon'un uzuvlarını parçlamasına şükrettim yine de. Rengoku 5 vagondaki insanları tek başına korurken, Nezuko ve Zenitsu tek vagondakileri kurtarmaya çalışıyor, bu sırada da Inosuke ve Tanjirou sonunda Enmu'nun kafasını makinist dairesinde buluyor ve Tanjirou'nun büyü altındaki makinist yüzünden şişlenmesine (resmen hapishanedekiler gibi durduk yere şişlediler çocuğu ahsjash) Enmu'yu öldürmeyi başarıyorlar ve treni durduruyorlar.

Tam tehlikeden kurtulduk derken asıl boss düşman yani 12'lerden ilk 3 numara olan demon, Akaza geliyor. Akaza'nın ne kadar Jujutsu Kaisen'deki Sukuna'ya benzediğini farketmeden geçemedim, demon demon'dır demek ki ajsaksja. Akaza da Sukuna kadar güçlü ve badass olduğunu daha ilk sahnelerin geriliminden bize gösteriyor ve kendisine tek dişli rakip olan Rengoku ile dövüşmeye geçiyor. Zaten şişlenen ve hareket edemeyen Tanjirou ve Akaza'nın kendisinden epey farklı sınıfta bir rakip olduğunu farkeden Inosuke kenara çekiliyor ve  Akaza ve Rengoku'nun uzun ve etkileyici dövüşünü izliyoruz. Dövüş sırasında Rengoku'nun epey güçlü ve potansiyel sahibi olduğunu farkeden Akaza, pek çok kez Rengoku'ya taraf değiştirip demon olmasını teklif ediyor. Bu kadar güç ve potansiyele rağmen seni öldürürsem yazık olacak, diyor. Bu fırtınalı dövüş sırasında annesiyle anısını hatırlayan Rengoku neden hashira olduğunu hatırlıyor. Hep özel ve çok güçlü olduğunu zaten biliyor, ve bunun sebebinin kendisini diğer insanları ve güçsüzleri korumak için var olduğuna kanaat getiriyor (fazla Japon gururu ama bunu anne faktörüyle duygusal bir şekilde bize aktarılıyor bu sahne). Ölümüne diğer insanları korumak için şafak vaktine kadar dövüşen Rengoku tam gün doğumuna kadar Akaza'yı kitleme şansına sahip olmuşken o ana kadar söz dinleyip kenarda duran Tanjirou, son anda Inosuke'ye Rengoku'yu kurtarmak için demon'a saldırmasını söylüyor. Kolunu Rengoku'ya sıkışmış çakrasından (akskasj cidden solar plexus çakrası olduğunu söylediler valla) kurtaran demon maalesef son anda kaçıyor. Bu sırada Tanjirou'nun hayal kırıklığını ben de yaşadım. Rengoku'nun öleceğini biliyor ve bunu düşmanı yenemeden olmasına aşırı üzülüyor. Ah keşke Inosuke'yi araya sokmasaydın be, Tanjirou... Ama dediğin gibi bir insan olarak rejenerasyon yeteneği ve öteki demon büyülerine sahip olmayan Rengoku daha cool'du ve trendeki tüm insanları kurtarak 200 yolcuyu sağ salim geri yollayarak bir nevi de olsa onları yendi. Son sahnede Rengoku'nun son anlarına ve o öldükten sonra Gandalf'ın Balrog'la savaşından sonra öldüğü sahnede hobbitlerin kendini yerden yere attığına benzer bizim karakterlerin de ağladığı duygusal bir sahneyle filmi bitiriyoruz :( O sırada tsundere Inosuke gibi ben de ağlayarak kaçmak istedim. 

Rengoku'nun son konuşmasından da aldığımız ipicuyla 2. sezon başında muhtemelen bizim üçlü pardon sepetteki Nezuko ile dörtlü, Rengoku residence'a gidip baba Rengoku'nun flame hashira raporlarından hinokami kagura hakkında bazı bilgiler öğrenecekler. Umarım kısa sürede gelir yeni sezon.

--- Spoiler ends--

1 Mayıs 2021 Cumartesi

Hyrule Warriors: Age of Calamity

 


Ailenizin yeni yetme gamer'ı geldi, efendim. Breath of the Wild'dan sonra bu oyunun trailer'ını görünce çok heyecanlanmıştım. Doğum günümde hediye olarak da gelince hemen işe koyulup oynamaya başladım. Oyunda 30 saat üzeri geçirip yan görevlerde yeterince zaman harcayıp, ana görevlerin de 60%'ını falan tamamladığıma göre bence artık blog postu da yazabilirim.Bu oyun hikaye olarak Breath of the Wild'dan 100 yıl önce Calamity Ganon'un uyanmasını ve Divine Beast'lerin savaşını anlatıyor. Bunu da bize corrupt olmadan önce minik bir druid'in yani gardiyanın zamanda geri giderek Zelda'yı uyarmasıyla gösteriyorlar. Bu küçük gardiyan da bize sürekli Zelda ve Link'in yanında bipleye bipleye dolaşarak biraz R2D2 havası vermiyor değil. Eğer BOTW 2 gibi açık haritada aşırı geniş evrenin birçok karakterle keşfi gibi bir oyun bekliyorsanız, hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Çünkü bu oyun evren olarak BOTW'daki Kakariko, Hateno, Gerudo, Zora, Akkala, Death Mountain, Tabantha Frontier gibi aynı lokasyonları ve hatta aynı dizaynları barındırsa da açık harita oynanan bir oyun değil.  Onun yerine daha çok görevler ve dövüşe dayanıyor (wikipedia'ya göre hack and slash oyunu). Fakat amacınız Hyrule'da vakit geçirmek, divine beast pilotlarını ve diğer yan karakterleri daha iyi tanımak, bol bol cut scene izleyerek Link  BOTW'da Shrine of Resurrection'da uyanmadan önce Ganon'la 100 yıl önceki savaşta neler olduğunu görmek istiyorsanız, bu oyun daha çok size göre olabilir.

Oyunda ana görevler 7 chapter'dan oluşuyor: ilk başta divine beast pilotlarını tek tek memleketlerinde ziyaret edip onlar için bazı görevleri tamamlayıp (veya onlarla savaşıp) onları Zelda ve Link'e katılmaya ikna ediyorsunuz sonra yiga clan, Korok Forest gibi beraber keşfedilen görevlere dalıyorsunuz ve en son ana görevler daha çok Ganon ve onu yenmeye dayanan missionlara dönüşüyor. Bunun yanında onlarca yan görev var, ve yan görevlerin çoğu zaman kısıtlamalı. Hatta bazıları ana görevden çok daha zor olabiliyor. Misal yan görevlerden birinde Link önce 4 dakika içinde 2 normal mokoblin, 1 fire mokoblin ve 1 hinox'u öldürüp açılan kapıdan geçince de 3 dakika içinde bokoblin ordusuna ek olarak 2 blue mokoblin, 1 fire mokoblin ve 1 lynel'i (oha) yenmesi gerekiyor. Oyun benim gibi dövüşlü savaşlı oyunlara çok alışık olmayanlar için bile BOTW'daki rune mekaniklerinin çok güzel yedirilmesi, özel güçlerin her karaktere özgü evrimi ile yine de çok zevkli bir hale gelebiliyor. Hatta oyunun zevkini exponential olarak arttırmak için en büyük tavsiyem ise dublajı Japonca seçmek! İngilizce altyazılar yine devam ettiği için karakterlerin 100 kat daha iyi Japonca seslendirilmesiyle interaktif bir anime deneyimi yaşayıp nerdgasm geçirebilirsiniz, benden söylemesi. Bundan sonra ilk işim BOTW'daki dil ayarlarını da değiştirip Japonca yapmak olacak :)

Bu oyunun özelliği diğer Hyrule Warriors oyunlarındaki gibi birden fazla karakterle oynanabilmesi. Link dışında Zelda, Impa, Mipha, Urbosa, Revali, Daruk, hatta ve hatta Hestu gibi çeşitli karakterlerle bu oyunu oynayabiliyoruz. Öyle tek karaktere takılı kalma durumu da yok, bir göreve 2-3 karakter birden gidip karakterleri haritada farklı noktalara yönlendirip görev boyunca karakterler arasında değişim yaparak görevi beraber takım halinde bitirebiliyorsunuz ki, bazen bu özellikle zamanla yarıştığınız yan görevlerde aşırı zevkli bir hale gelebiliyor! Diyelim ki Link, Mipha ve Impa ile gittiniz, Link'in yanında healer olarak Mipha'yı destek ekibi olarak tutup Impa'yı harita bitirilmesi gereken diğer zorlu görevlere gönderip onun canavar hızından ve keskinliğinden yararlanarak görevi hem vaktinde bitrip hem de extra XP'leri ve itemları toplayabiliyorsunuz. Karakterlere gelirsek en ama en favorim hatta bazen Link yerine tercih ettiğim Impa oldu. Onun dışında Link yine, bildiğimiz Link, yine konuşmuyor ama diğer karakterlerin Japonca seslendirmesi çok tatlı olmuş. Link ve Impa dışında Mipha'yı oynamak da güzeldi. Zelda aka Hime-sama ve Urbosa ise maalesef biraz hayal kırıklığı oldu bende. Urbosa'nın şarj edip kılıcıyla şimşekler çaktırması ve özel gücünün yeterince yıkıcı olması hoş olsa da kısa mesafe savaşlarda Impa ve Mipha'ya göre başarısız buldum. Zelda Hime-sama ise silahlarla değil sadece rune'larla savaşıyor. Rune kullanımında haliyle diğer karakterlerden üstün olsa da, kılıç ve mızrakla savaşamadığı için yine kısa mesafe dövüşlerde biraz savunmasız kalıyor. Zelda'nın diğer bir gücü ise bow of light'ı bulduktan sonra luminscience hale gelip daha güçlü olmasıymış. Henüz oraya gelmediğimden çok konuşamayacağım ama umarım o kısımlardan sonra Zelda daha aktif bir karakter olabilir, çünkü bu oyun için heyecanlarımdan biri de sonunda Link yerine Hime-sama'nın dövüşmesini de görebilmekti. Sheikah slate ile dövüşlerinde hayal kırıklığı olsa da umarım Bow of Light'ı kuşanmış Lumiscience Hime-sama beklentilerimi karşılar. Onun dışında, Revali'nin uçuyor olması ve havadan bombalar yağdırabilmesi diğer karakterlere göre biraz avantaj kazandırsa da kendisi tam bir smug bastard olduğu için onun karakteriyle oynamak çok içimden gelmedi pek. Daruk ise her zamanki Goron sıkıcılığında, hem BOTW için hem de bu oyun için bence Goron kısmı olmasa da olurmuş ama belki onun da seveni vardır. Bir bak Akkala'ya, Gerudo'ya, Zora'ya bir de Goron'a... Hiç yani!  Hestu ise daha çok komik bir karakter olmuş çünkü, dövüşmek yerine makaralarıyla dans edip diğer Korokları çağırıyor ve böylece düşmanları tokatlıyor, ahaahaha.

Bu postu bitirmeden oynamayı sevdiğim üç karakterin güçlerini biraz daha detaylı açıklamam isterim:

Impa (The best girl!)
                                             image: linkmstr youtube

Impa, aka royal advisor BOTW'daki yaşlı haline kıyasla burada yani 100 yıl önce, torunun çok benzeri minyon bir hatun. Silah olarak Kakariko kodachi ve faithful kodachi kullanıyor, kartlar ve sheikah kabilesine özgü takdikle  gayet dakik ve hızlı normal ataklarını yapıyor. Özel gücü ise düşmanlardan 3 tane ve daha fazla sembolü absorbe ettikten sonra shadow clone'lar oluşturabilmesi attack barı dolunca da özel bir bomba gücüyle düşmanın health bar'ının canına okuyabiliyor. Sembol absorbe etmesi kolay olduğu için atak barı kolayca dolabiliyor ve bunu birçok kez tekrarlayabiliyor. Özel bomba atağı sembol absorbe etmeden kocaman komik bir kurbağa olarak çıkarken sembol absorbe ettikten sonra bomba varillerini düşmanın etrafına döşeyip havadan patlatmasıyla oluyor. Impa özellikle yiga klanı gibi hızlı hareket eden ve kalabalık düşmanlara karşı ideal, canavar gibi hepsinin hakkından kolayca gelebiliyor. Rune kullanırken stasis ve bomba atakları da çok etkili. Büyük ve güçlü düşmanları da hızlı ataklarıyla yenebilirken, kalkanı olmadığı için bir vuruşta çok canını alabilen yiga başkanı Sooga, hinox veya muldoga canavarı gibi düşmanlara karşı Link'e karşı dezavantajlı ama bu genelde görevlerde Mipha yerine Impa'yı tercih etmeme bu engel değil. Çünkü bu kız süper, Impa go ma girl!

Mipha (minna o mamorutai!)

                                           image: Polygon

Link'e platonik aşık olan Mipha'yı BOTW'dan zaten tanıyoruz. Impa kadar olmasa da bu oyunda favorilerimden oldu. Mipha trident ya da Zora spear ile havadan ataklar yapabiliyor ve balık gibi süzülerek çok hızlı koşabiliyor. Özel atağı bir su hüzmesi fışkırtarak kendini de havalandırmak, attack barı dolunca ise heart'larının çoğunu doldurup düşmanları kısa süreli püskürtebiliyor, ayrıca healer'lık görevi sadece kendine değil de, kendi perimetresinde olan diğer karakterlerin de kalplerini yenileyebildiği için uzun süreli ve bol hasarlı görevlerde takımda olması gereken bir karakter. Impa kendi başının çaresine bakabilse de Link ve Mipha'yı genelde aynı lokasyonlara gönderip garanti altına almayı daha yararlı buldum. Özellikle Tabantha Frontier'de Revali'ye karşı bir savaşta bombalardan çok zarar gören Link'i rejenere ederek çok işe yarar bir takım arkadaşı oldu. Ayrıca görece yavaş hareket eden ama molduga gibi canavarlara karşı da bu rejenerasyon yeteneği çok etkili oluyor. Sadece normal rune özelliklerini, bomba atağını pek beğenmedim çünkü Impa ve Link gibi precise değil, sadece bombayı kendi önünde yuvarlayarak atıyor sonra bomba birden fazla patlama yapıyor. Stasis yeteneği ise eh işte.

Link-u (The Silent Knight)

                                            image: Polygon

Gelelim sessiz oğlan Link'e. Link normal attaklarında tek el ve çift el silahları ve genel olarak BOTW'daki tüm ekipmanları kullanabiliyor. Çift el kullanılan silah atakları (balta vs) daha güçlü olmasına göre yavaş olduğundan çok etkin bulamadım.  Tek el silahlarda ise epey hızlı ve etkin ama çift el silahlar kadar güçlü değil. Asıl olayı master sword'dan sonra oluyor, o zaman hem önüne geleni hıphızlı yarıp biçerken hem de atak barını hızlıca doldurabiliyor. Rune kullanımında bombayı birden fazla atabilmesi etrafı düşmanlarla çevrili olunca iyi işe yarıyor. Onun dışında ok atabilmesiyle de hinox'lara ve stone thaluslara karşı yine Link'i en etkili karekter yapıyor. Özel gücü ise atak barı dolunca (özellikle master sword'la çok daha etkili) kılıcının parlayıp etrafında bir dönme turu atarak düşmanın health bar'ını epeyce indirebilmesi. Hadi yine iyisin Link, Hime-sama'ya iyi göz kulak ol.

1 Nisan 2021 Perşembe

Anime 101: A guide to anime series

 


Anime izlemeye başlamak isteyip nereden başlayacağını bilemeyenler için kendi çapımda en iyi bulduğum animelerden (serilerden) bir rehber hazırlamak istedim. Fakat maalesef 30 animeden aşağısında durulamadım. 30 anime nedir, ericaneptem boşan da semerini ye, oldu olacak izlediğin tüm animeleri yazsaydın diyebilirsiniz. Fakat izlediğim 100+ anime serisi arasından inanın, 30 tanesini seçmek bile çok zor oldu. İlk başta 20 tane seçtim, sonra şuna da hakkım geçmesin buna da hakkım geçmesin diye diye en son ancak 30'a düşürebildim. Sıralamam tamamen kendi keyfime göre en çok sevdiklerimden normal sevdiklerime doğru ilerliyor. Detaya girmeden kısa kısa konularını açıklamaya çalışacağım. Çok bölümlü animelerden korkanlar için de bölüm sayısını da yazacağım:

1. Fullmetal Alchemist: Brotherhood (Hagane no Renkinjutsushi):
Yayın yılı: 2009-2010
Türü: Shounen, fantastik, savaş, aksiyon, macera, dram
Bölüm sayısı: 64

Bölüm sayısından korkmadan mutlaka herkesin izlemesi gereken kült bir anime. Karakter ve hikaye zenginliği ve evrenin tutarlılığıyla izleyen herkesin kendinden bir şeyler bulabileceğini düşünüyorum. Buna aile ve arkadaşlık bağları, ölüm ve stresle yüzleşme, kendini keşfetme, psikoloji, felsefe, siyaset ve din de dahil olmak üzere pek çok konunun irdelenmesi de katılıyor.

Hikaye iki erkek kardeş olan çocukların annelerinin ölümünden sonra simyayı kullanarak insan dönüşümü büyüsüyle annesini canlandırmaya çalışırken tekinin tek kolu ve bacağını, diğerinin ise metal bir zırha bağlanan ruhu dışında tüm bedenini kaybetmesiyle başlıyor. Vücutlarını geri almak üzere felsefe taşını bulmak amacıyla iki kardeşin başladığı yolculukta orduya katılıyorlar. Bunun üzere pek çok karakter ve macera da beraberinde geliyor. Elric kardeşlerin arasındaki bağ ve karşılaştıkları maceralar herkesi derinden etkileyecek drama ve etkiye sahip. Ayrıca nadir bir şekilde mangakasının da kadın olması da bence karakterlerin ve duyguların neden bu kadar derin işlediğini açıklıyor.

2. Steins;Gate:
Yayın yılı: 2011
Türü: Seinen, bilimkurgu, thriller
Bölüm sayısı: 24

FMA:B nasıl cult favourite ise Steins;Gate ise benim için kişisel favourite. Bilimkurgu ve zaman yolculuğu ve alternatif evrenler adına izlediğim en tatmin edici yapım olduğunu dahi iddia edebilecek kadar çok seviyorum bu animeyi. Genel konusu bilimkurgu olsa da aslında ağır dram ve aynı zamanda kaliteli mizah da içeriyor ve bu ikisi beraber çok doğal bir şekilde işleniyor. Animeye yeni başlayanlar için biraz fazla damardan weebo olabilir, ama bilimkurguya ve zaman yolculuğu konusuna özel ilgisi olan herkesin ilk 9-10 bölüme sabredebilirse konunun bambaşka yerlere evrildiğini görüp beğeneceğini düşünüyorum. O ilk 9-10 bölüm de aslında çok güzel ama hikayenin gidişatı hakkında hiç ipucu vermediği için acaba olay nereye gidiyor diye belki daralananlar olabilir. Fakat her şey en sonunda puzzle gibi öyle güzel birleşiyor ki tatminkarlıktan ve sevinçten ağlayabilirsiniz.

Hikaye ana karakterimiz olan hafif çatlak, bilim meraklısı Okabe'nin evde arkadaş grubuyla yaptığı garip deneyler sonucu mikrodalga fırınını yanlışlıkla geçmişe mesaj gönderebilen bir zaman makinesine çevirmesiyle başlıyor. Sanırım devamına ne yazarsam spoiler olacak, fakat karakterler müthiş (özellikle Kurisu), hikaye müthiş, müzikler müthiş. 10/10 bir anime.

3. Shingeki no Kyojin (Attack On Titan):
Yayın yılı: 2013-2022
Türü: Shounen, fantastik, aksiyon, savaş, gizem, dram
Bölüm sayısı: 75+

Sanırım bu animeyi duymayan kalmamıştır. Çok kısa bir özetle animelerin Game of Thrones'u diyeyim. Yine çok geniş bir evrene sahip olup çok sayıda karakteri olan ve savaş, dram, insanlık tarihi ve siyaset üzerine çok derin konuları işleyen bir anime.

İnsanlığın titan adı verilen devasa, gizemli insansı canavarlar yüzünden katledilip hayatta kalanların ise içiçe geçirilmiş devasa surların içinde korkuyla hayatını sürdüğü distopya bir evren bize sunuluyor. Titanların en dıştaki duvarları yıkıp şehrini yok edip annesini de yemesiyle ana karakterimiz Eren, iki arkadaşıyla beraber insanlığın savaşına katkıda bulunmak ve bu canavar titanlardan intikamını almak üzere keşifçi orduya (survey corps) katılıyor ve maceraları böylece başlıyor. İlk sezonda böyle basit gibi görünen bir konu, insanlık tarihi, psikoloji, siyaset ve etik adına birçok şeyin sorgulandığı bambaşka bir hikayeye evriliyor. Animesinin son kısmı seneye çıkacak ama ben artık sabredemeyip mangaya başladım.

4. Death Note:
Yayın yılı: 2006-2007
Türü: Shounen, polisiye, psikolojik, supernatural, gizem
Bölüm sayısı: 37

Bu tam bir anime 101 animesi cidden. Aşırı zeki bir lise öğrencisi olan Yagami Light, bir ölüm meleğinin düşürdüğü ve içine isimlerini yazdığın insanları öldürebilen bir defteri buluyor. Light bu defteri dünyadaki adaletsiz düzeni değiştirmek adına kullanmak istiyor ve tüm adi suçluların isimlerini haberlerden not alarak bu deftere yazıp tek tek öldürmeye başlıyor. Dedektiflerin bu ölümleri çözmek için de hikayeye katılmasıyla genel olarak puzzle gibi zeka oyunlarının olduğu polisiye bir maceranın içinde kendimizi buluyoruz.

5. Monster:
Yayın yılı: 2004-2005
Türü: Seinen, polisiye, psikolojik, dram, gizem
Bölüm sayısı: 74

Polisiyelerden devam ediyoruz. Bu da çok güzel bir macera ve hikaye. Hikayemiz yine çok zeki bir karakter olan Japon cerrah Dr. Tenma'nın Frankfurt'ta çalıştığı hastanede durumu acil olan iki hasta arasında seçim yapmasıyla başlıyor. Hastalardan teki kafasına tek kurşun yemiş olan küçük bir çocuk, diğeri ise çalıştığı hastanede politik etkisi olan bir vali. Dr. Tenma, kendi etik kuralları yüzünden çocuğun ameliyatına girmeye karar veriyor, valinin ameliyatını başka bir cerraha bırakıyor ve vali ölüyor. Fakat kurtardığı çocuğun ileride dahi bir seri katil olmasıyla hikaye etik değerlerin de sorgunlandığı güzel bir maceraya dönüşüyor.

6. Boku dake ga inai machi (Erased):
Yayın yılı: 2016
Türü: Seinen, psikolojik, dram, supernatural
Bölüm sayısı: 12

Ben öyle upuzun animeleri izleyemem diyen ve güzel bir anime denemek isteyenlere genelde bunu öneriyorum. Çünkü bizi 80'lerin sonuna, 90'ların başındaki çocukluğa götüren sımsıcak bir hikaye.

Hikayemiz 29 yaşındaki başarısız bir mangaka olan Satoru'nun Butterfly Effect filmindeki gibi küçük detayları değiştirerek zamanda geriye gidebilme yeteneği olduğunu öğrenerek başlıyoruz. Satoru, yakını olan birinin cinayetinden haksız yere sorumlu tutuluyor ve polisten kaçarken bu cinayetle ilgili çocukluğundan bir anının tetiklenmesiyle kendini 1988 yılında ve 11 yaşındaki bedeninde buluyor ve olaylar gelişiyor. PS: Baka nano?

7. Code Geass:
Yayın yılı: 2006-2008
Türü: Shounen, bilimkurgu, mecha, savaş, aksiyon, gizem, dram
Bölüm sayısı: 50

Beni Death Note sarmadı, daha bilimkurgulu ve mechalı bir hikaye olsaydı keşke diyorsanız da Code Geass size göre olabilir. Bu hikayede Britania diye bir devletin kurduğu dikdatör bir rejim var ve Japonya'yı işgal ediyorlar. Kraliyet ailesinden olan Lelouch, öldürülen ailesinin ve kör kalan kız kardeşiminin intikamı için uğraşırken kendini bir mecha savaşı ortasında buluyor. Bu durumdan kurtulmaya çalışırken C.c. adında gizemli  bir kadından insanları sözleriyle manipule etme yeteneğini (Geass) kazanan Lelouch, bu yeteneği ile hükümetteki çok karmaşık yozlaşmaları açığa çıkarmaya çalışıyor.

8. Boku no Hero Academia (My Hero Academia):
Yayın yılı: 2016- 2022?
Türü: Shounen, süper güçler, okul, komedi, aksiyon
Bölüm sayısı: 88+

Bu anime dünyadaki pek çok kişinin süper güçlerinin olduğu bir evrende geçiyor. En etkili süper güçlere sahip olanlar ise bir akademiye gidip oradan aldığı sertifika ile kahraman olarak devlet memuru maaşı almaya çalışıyor ashjash. Ana karakterimiz Midoriya ise hiçbir süper gücü olmayan azınlıktan bir çocuk ama hayali bir gün rol modeli  olan bir numaralı kahraman All Might gibi olmak. Hiç beklenmedik bir şekilde yolları All Might ile kesişiyor ve All Might'ın aslında tv'deki gibi cool olmadığını ve hatta gücünü git gide kaybettiğini öğreniyor. All Might gücünü Midoriya'ya devrediyor ve bu sayede Midoriya akademiye girme hakkı kazanıp kendi yaş grubundan kahraman olmak için eğitim alan diğer karakterlerle tanışıyor. Favorim Todoroki olsa da Bokugo saçmalıklarını izlemek de epey eğlenceli, yalan yok.

9. One Punch Man:
Yayın yılı: 2015- 2019?
Türü: Shounen, süper güçler, komedi, bilimkurgu
Bölüm sayısı: 24
 
Bu anime biraz Marvel parodisi gibi. Saitama adında gayet sıradan bir insan olan ana karakterimiz var, üç yıl boyunca kendi kendine idman yaparak inanılmaz güçlere sahip bir kahramana dönüşüyor. Öyle güçlü ki düşmanlarını yenmesi için tek bir yumruğu yetiyor. Android Genos adında bir gencin gelip onun çırağı olmak istediğini belirtmesi ile süper market ve ev arasında geçen sıradan yaşamı birden değişen Saitama kendini çeşitli maceraların içinde buluyor. Komedi dozu çok iyi bir anime.

10. Dr. Stone:
Yayın yılı: 2019- 
Türü: Shounen, bilimkurgu, macera, komedi
Bölüm sayısı: 35+

Bu anime için ayrıca bir blog postu yazmıştım zaten. Tüm insanlığın gizemli bir şekilde taşa dönüşmesinin ardında bilime meraklı lise öğrencisi olan Senku'nun 3700 yıl sonra uyanıyor ve bu taşa dönüşme gizemini bilimin yollarını kullarak çözmek, diğer insanları kurtarmak ve yok olan medeniyeti eski haline getirmek için kolları sıvıyor. Bilim tarihi ve medeniyetlerin kuruluşu adına bir nevi eğitici bir anime aslında. Komedi kısmı da epey yoğun. Senku reyiz çok yaşa!

11. Shinsekai Yori:
Yayın yılı: 2012- 2013
Türü: Bilimkurgu, drama, distopya, psikolojik
Bölüm sayısı: 25

Bu animeyi sanırım 2016 yılında izlemiştim. İlk dikkatimi çeken harika görsellik ve müzikleriydi. Konusu telekinezi tarzı bazı özel güçleri olan insanların dışarıdan ütopik görünen bir şehirde diğer insanlardan izole bir yaşam sürdüğü bir evreni konu alıyor. Psişik güçleri uyanan ana karakter Saki Watanabe bir seronomi ile bu güçlerini kullanmak için eğitim göreceği özel bir okula başlıyor. Anime boyunca Saki ve farklı kişiliklere sahip arkadaşlarının güçleri dark side'a kayan bazı öğrencilerin gölge kedileri tarafından kaçırıldığını öğrenmesi ve queerat denen bedenleri deforme olmuş köle olan sınıftan bir üye ile karşılaşmaları üzerine toplumlarının gerçekliğini sorgulamaya başlıyorlar. Bu maceralarında yaşadıkları evrendeki çok karanlık ve şok edici gerçekleri biz de onlarla öğreniyoruz.
Müziklerin kalitesi açısından bir örneği de hazır soundtrack postunda da bahsetmediğimden şuraya bırakmak isterim:

12. Neon Genesis Evangelion:
Yayın yılı: 1995-1997
Türü: Bilimkurgu, mecha, drama, distopya, psikolojik
Bölüm sayısı: 26+2

Bu da kült animelerden biri genel itibariyle sevsem de bendeki yeri maalesef ilk 10'da değil. Fakat hikayedeki Shinji karakteri özellikle topluma uyum sağlayamayan aile travmaları olan bir ergenin psikolojisini çok iyi yansıtıyor.

Konusunda Angel adı verilen supernatural varlıkların dünyaya saldırdığı bir evreni ve Evangelion adı verilen biyo-mechaları kontrol eden çocuk pilotların hikayesini izliyoruz. Ana pilotlardan biri olan Shinji, babası tarafından kabul görememiş, annesini kaybetmiş ve yalnız büyümüş bir çocuk. Babası ise dünyanın tek şansı olan Evangelion'ları yöneten ve idare eden Birleşmiş Milletlere bağlı Nerv adındaki organizasyonda bir başkan, tam bir Tywin Lannister açıkçası.  Konu her ne kadar doğaüstü gözükse de Shinji ve daddy issues ve diğer Evangelion pilotları olan çocuklarının üzerindeki sosyal baskı ve farklı travmalar üzerinden aslında tam bir psikolojik bir dram izliyoruz.

13. Noragami:
Yayın yılı: 2014-2015
Türü: Shounen, supernatural, komedi, macera
Bölüm sayısı: 25

Noragami tanrıların inananlarının sayısı ve inanç gücü ile hayatta kaldığı ve her ne kadar inançla beslenirse o kadar güçlü olduğu bir evrende geçiyor (bkz. Small Gods by Terry Pratchett). Ana karakterimiz olan Yato-gami ise güçsüz bir tanrı ve sürekli eşofmanla geziyor. Bir gün dileği kendi tapınağını inşa edecek kadar inanana sahip olmak. Sanırım ne kadar geyik ve ilginç bir konusu olduğunu anlatmak için bu kadar tanım yeterli. Benim için ayrıca şintoizm ve tanrıları hakkında merak salmama neden olacak bazı şeyleri öğrendiğim bir anime oldu.

14. Dororo:
Yayın yılı: 2019
Türü: Shounen, supernatural, samuray, tarihi, macera
Bölüm sayısı: 24

Dororo samuray döneminde geçen bir fantastik konulu anime. Kuraklık döneminde 12 şeytanla anlaşma yapan bir hükümdar, bunun karşılığında oğlunu feda ediyor. Fakat çocuk ölmektense derisi, uzuvları, hatta ağzı, burnu kulağı dahil olmak üzere pek çok organını kaybedip garip bir yaratığa dönüşüyor ve atıldığı nehirden kendi günahlarına tövbe etmek isteyen bir şifacı tarafından kurtarılıyor. Hyakkumaru'nun tüm bunlara rağmen yaşam mücadelesini ve Dororo adında bir çocukla karşılaştıktan sonra ondan bedenini alan şeytanları bir bir katlederek onlardan uzuvlarını geri aldığı karanlık hikayeyi izliyoruz. Dororo ve fahri abisi Hyakkumaru'nun dokunaklı maceraları bence gayet izlenesi.

15. Psycho-Pass:
Yayın yılı: 2012-2019
Türü: Seinen, bilimkurgu, psikolojik, macera
Bölüm sayısı: 41

Psycho-Pass, Person of Interest gibi suçluların suçlarını işlemeden Sybill adı verilen yapay bir zeka tarafından tespit edilebildiği bir kurgusal evreni ve bu evrendeki idealist dedektif kadın Tsunemori Akane'nin hikayesini işliyor. Her sezonda farklı bir hikaye işlendiğinden sadece ilk sezonu izledim, fakat 3. sezonu bile çıkmış.

16. Samurai Champloo:
Yayın yılı: 2004-2005
Türü: Shounen, samurai, komedi, macera
Bölüm sayısı: 26

Adı üstünde başka bir samuray serisi. Gizemli bir savaşçıyı bulmak isteyen Fuu adındaki sakar ve komik bir kızın birbirine tezat karakterdeki iki samurayı kendine bodyguard olarak kiraladığı komik bir hikayeyi anlatıyor. Samuraylardan Jin, biraz gurur ve onur üzerine kurulu klasik samuray prensiplerini benimserken Mugen ise tam bir eşkiyayı canlandırıyor. Bu birbirinden alakasız üçlünün Edo dönemindeki Japonya'da yer yer komik, yer yer ise ağır dramlı maceralarını izliyoruz.

17. Kimetsu no Yaiba:
Yayın yılı: 2019-
Türü: Shounen, aksiyon, supernatural, tarihi
Bölüm sayısı: 26+

Bunun için de blog postu yapmıştım. Güzel bir anime, özellikle animasyonlarıyla dikkat çekiyor ama maalesef biraz overrated.  Ailesi şeytanlar tarafından katledilen ve yenilen Tanjiro ve şeytanlar tarafından ısırıldığı halde şeytana dönüşen ama yine de insanlığından vazgeçmek istemeyen kız kardeşi Nezuko'nun hikayesini izliyoruz. Tanjiro kardeşini eski haline döndürmek ve şeytanlar hakkında daha çok bilgi öğrenmek için şeytan avcılarının olduğu bir toplumda eğitime katılıyor. Kardeşini kurtarmak için bilinmeyen bir güçte ustalaşmaya çalışan abi hikayesi bize biraz Fullmetal Alchemist'i hatırlatıyor.

18. Kill la Kill:
Yayın yılı: 2013-2014
Türü: Aksiyon, komedi, distopya, süper güçler, okul
Bölüm sayısı: 24

Kıyafetlerin gücü olduğu ve değişik zırhlarla değişik güçlerin kazanıldığı bir okulda eğitim gören öğrencilerin olduğu absürt bir distopya evreninde geçiyor bu hikaye. Ana karakterimiz Ryuuko babasının cinayetinin ardındaki gizemi çözmeye çalışırken bu süper güçleri veren üniformalardan birine sahip oluyor ve özel okula katılıyor. Tam bir absürt komedi hikayesi.

19. Death Parade:
Yayın yılı: 2015
Türü: Gizem, oyun, psikolojik, thriller, supernatural
Bölüm sayısı: 12

Öldükten sonra insanların bir barda Decim adındaki bir barmen tarafından yargılanıp reenkarnasyon ve yok olma arasında verdiği hükümü anlatan bir hikaye. Ana konusu haliyle ölüm olduğu için epey karanlık ve hüzünlü.

20. NHK ni Youkoso!:
Yayın yılı: 2006
Türü: Seinen, komedi, psikolojik, romance, drama
Bölüm sayısı: 24

Hüzünlü hikayelerden devam. Bu anime 22 yaşında ve okulu bırakıp 4 yıldır hikikomori (eve kapanıp depresyona giren, asosyal ve işsiz insanları anlatan Japonca bir terim) olan Satou'nun saykadelik ve hüzünlü hikayesini anlatıyor. Japonya'nın işkolik bir memleket olduğunu biliyoruz ama bu animede aslında hiç azımsanmayacak sayıdaki hikikomori ve NEET (not in education, employment or training) insanların ne gibi psikolojik zorluklarla imtihan ettiği yüzümüze tokat gibi vuruluyor. Bir yandan da komedi kısmı var, çünkü Satoru NHK'nin (Japon ulusal tv kanalı) kendine ve diğer insanlara komplo kurduğunu düşünüyor.

21. Kuroshitsuji:
Yayın yılı: 2008-2009
Türü: Shounen, supernatural, aksiyon, komedi, shounen ai
Bölüm sayısı: 24

Yes, my Lord-o. Bu anime eski ama eskimezlerden. Ciel adında ailesine ve kendine olanlar adına intikam almak isteyen bir çocuğun Sebastian adındaki şeytanla anlaşma yaptığı bir hikayeyi izliyoruz. Ciel, Viktoryan İngiltere'de kraliçeye hizmet eden bir nevi dedektif görevi yapıyor, Sebastian ise yanında sadık uşağı olarak görünüyor. Ciel ve Sebastian arasındaki güçlü bağ yer yer shounen ai'ye kayıyor ama aralarındaki yaş farklı biraz rahatsız edici (birkaç yüzyıldan bahsediyoruz tabi burada :D). Keşke Ciel bari 13 yerine 17-18 yaşında falan olsaymış.

22. Mahou Shoujo Madoka Magica:
Yayın yılı: 2011
Türü: Shoujo, aksiyon, psikolojik, drama, okul, süper güçler
Bölüm sayısı: 12

Bu çok saykadelik bir anime. Çünkü Sailor Moon gibi bazı liseli kızların kedi tarzı sihirli bir yaraktık tarafından savaşçılara dönüştürüldüğü ciciş bir anime imajı çizse de sonra çok çok karanlık bir hikayeye evriliyor.  Madoka ana karakter olsa da Homura karakteri kırmızı çizgimizdir. Bu arada ne biçim bir şerefsizsin, Kyuubey. 

23. Elfen Lied:
Yayın yılı: 2004
Türü: Seinen, aksiyon, bilimkurgu,supernatural, psikolojik, drama
Bölüm sayısı: 12

Bu sanırım TV dışında izlediğim ilk anime. Fazla damardan girmişim 15 yaşında.  Bu animede diclonius adı verilen insanüstü telekinezi yeteneklerine ve "boynuzlara" sahip bir ırk var. Ana karakterimiz olan Lucy bu gruba dair. Lucy, denek olarak kullanıldığı laboratuvardaki insanları gücünü kullarak gayet gore bir şekilde katlettikten sonra hafızasını kaybetmiş bir şekilde Kouta ve kuzeni tarafından bir plajda bulunuyor. Lucy'nin hafızasını geri kazanmasını ve geçmişindeki acı anıları izliyoruz daha sonra.

24. Claymore:
Yayın yılı: 2007
Türü: Shounen, aksiyon, süper güçler, fantastik
Bölüm sayısı: 26

The fight of the barbies! Bu animede claymore adında neredeyse hepsi kadınlardan oluşan ve iblis kanıyla dönüşüm geçiren doğaüstü güçlere sahip iblislere (youma) karşı savaşan bir ordu var. Fakat eğer güçlerini yeterince kontrol edemezlerse onların da youma'ya dönüşme riskleri var. Çocukluğundaki yaşadığı bir travma ve intikam sebebiyle Clare claymore olmaya karar veriyor ve hikayemiz başlıyor. Clare ve Terasa ile ilgili bölümün güzelliği ve duygusallığından dolayı bu listeye girmeye hak kazandı anime.

25. Durarara!!
Yayın yılı: 2010-2016
Türü: Aksiyon, gizem, supernatural
Bölüm sayısı: 60

Tokyo'nun Ikebukuro eyaletinde geçen bazı şehir efsaneleri, çeteleri ve gizemli olayları konu alan değişik bir anime. Böyle anlatınca pek olmadı ama çok ilginç karakterler var ve gayet sürükleyici ilerliyor.

26. Kiseijuu: Sei no Kakuritsu (Parasyte):
Yayın yılı: 2014-2015
Türü: Seinen, bilimkurgu, psikolojik, korku, drama
Bölüm sayısı: 24

Bu da bir distopya ve korku serisi. Bazı parazitler dünyayı ve insanların bedenlerini geri dönüştürülemez şekilde ele geçiriyorlar. Ana karakterimizin beynini yemeye çalışan parazit başarısız oluyor ve sadece kolunda yaşayarak beraber aynı bedende simyotik bir ilişki gerçekleştiriyorlar.  Karakterler sönük olsa da gayet sürükleyici bir hikayeydi.

27. Lovely Complex:
Yayın yılı: 2007
Türü: Shoujo, komedi, romance
Bölüm sayısı: 24

Sanırım sevdiğim nadir shoujolardan biri bu. Aynı sınıfta okuyan yaşıtlarına göre epeyce uzun olan bir kız Risa ve boyu bayağı kısa olduğu halde basket takımında oynayan Ootani'nin ve diğer arkadaşlarının komik ve romantik bir hikayesi anlatılıyor.

28. Yuri!!! On Ice:
Yayın yılı: 2016
Türü: Komedi, spor, shounen ai
Bölüm sayısı: 12

Zamanında buz pateni olimpiyatlarını zevkle izleyenlerin severek izleyeceği bu anime. Teki Japon, diğeri Rus olan Yuri adında iki buz pateni sporcusunun hikayesini anlatıyor. Ana karakterler Yuri olsa da yakışıklı ve seksi buz pateni hocası Viktor asıl gizli ana karakterimiz. İzleyiniz, efenim.

29. Mirai Nikki:
Yayın yılı: 2014-2015
Türü: Shounen, supernatural, aksiyon, thriller, psikolojik
Bölüm sayısı: 26

Listeye alıp almamaya karar veremeyip en son sürükleyiciliğinden dolayı almaya karar verdiğim bir anime bu. Mirai Nikki ölmek üzere olan bir tanrının yerine geçmek için yarışan ve süper güçlere sahip (geleceği göstermek, insanların lokasyonlarını tespit etmek gibi) güncelere sahip bir grup gencin Hunger Games tarzındaki mücadelesini anlatıyor. Introduction to yandere karakteri Yuno Gasai ise epey ilginç.

30. Shigatsu wa Kimi No Uso:
Yayın yılı: 2014-2015
Türü: Seinen, drama, müzik, romance, psikolojik
Bölüm sayısı: 22

Çok güzel bir animasyonu ve görselliği olan ama biraz fazla dram dram hikayesiyle beni geren bir anime bu. Aslında özünde bir aşk hikayesini izliyoruz. Ana karakterimiz çocuk dahi bir piyanist olan Kousei ve onun aşık olduğu ilginç ve hayat dolu olan keman virtüözü bir kız Kaori. Annesinin ölümünden sonra yaşadığı travmadan dolayı çaldığı piyanonun sesini duyamayan Kousei'nin iki yıldır içinde olduğu sanatçı tıkanmasını ve psikolojisindeki yansımaları animasyonda çok güzel anlatmışlardı. Kousei'nin Kaori ile tanıştığı an ve ondan sonra hayatının aşama aşama değişmesini izliyoruz. Keşke sonu biraz yeşilçam filmlerine bağlanmasaydı, neyse.

Honorable mentions
Zankyou no Terror
Yakusoku no Neverland
Clannad
Darker Than Black
Fate/Stay Night
Tengen Toppa Guren Lagann
Tokyo Ghoul
Great Teacher Onizuka 
Great Disciple Kenichi
ReLife
Kami no Tou
Yamato Nadeshiko Schichi Henge
Angel Beats
Mahoutsukai no Yome
Detroit Metal City
Toradora