marvel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
marvel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2022 Cumartesi

Doctor Strange in the Multiverse of Madness

 

source: nl.disney.be

Yayın yılı: 2022

Süre: 126 dakika

Benim puanım: 8/10

Burayı bayağı boşladım ama cancağızım Doctor Strange filmini izledikten sonra hiçbir şey yazmasaydım ayıp olurdu. İlk Doctor Strange filminin trailer'ını sayısız defa izlemiş, Wandavision dizisinden sonra ikinci favori karakteri Wanda Maximoff olmuş biri olarak bu filmi uzun süre bekliyordum. 

Bazı eleştirilerin aksine filmi bayağı beğendim. Fakat Wandavision'ı izlemeden bu filmi izlemenin yanlış olacağını düşünüyorum. Çünkü film direkt Wandavision'ı bıraktığımız yerden direkt devam eden ve Wanda'yı merkeze alan bir psikolojik dramayı konu alıyor. Eminim en güçlü kim tartışması yapan, klasik bir Marvel filmi bekleyenleri memnun etmeyecektir.  Bunun yanı sıra tüm Wandavision boyunca Doctor Strange'in çıkıp gelip aktif bir rol oynamasını bekleyen biri olarak bana bu film gayet hitap etti. Ayrıca en favori karakterim Doctor Strange olmasına rağmen Wanda'nın bu kadar odakta olmasından şahsen hiç rahatsız olmadım. Sonuçta Marvel her karakter filminde diğer karakterlere de ağırlık vererek bir denge sağlamaya çalışıyor. Filmin Wandavision 2 gibi olup Doctor Strange'in cameo yaptığını söyleyen eleştirilere de tam katılmıyorum. Biraz 55% Doctor Strange, 45% Scarlet Witch filmi gibi olmuş diyebiliriz. O yüzden Wanda hater'larına burada yer yok. Tek  büyük eleştirim Steven ve Christine ilişkisinin altının pek doldurulamaması. Bir de filmden bayağı 1 saat falan kesmişler, keşke kesmeselermiş... Bu haliyle bile film helalinden 8/10 olmuş bence, ama uzun versiyonu muhtemelen daha iyidir. Genel yorumlardan sonra geçelim spoiler'lara:

Film at kuyruklu bir Doctor Strange variant'ı ve bize ilk kez gösterilen America Chavez karakterinin dev bir ahtapot demon tarafından kovalandığı sahne ile başlıyor. Alt Dr. Strange, America'nın gücünü çalmak isteyen ahtapot demon'ı alt edemeyince, America'nın gücünü kendisini çalıp karanlık güçlerin eline geçmesini engellemek istiyor. Fakat bu America'nın ölümüne sebep olacağı için America karakterinin Strange'e güvendiği için yaşadığı hayal kırıklığını görüyoruz. Sonra Strange birden uyanıyor, ve meğersem her şey rüyaymış. Sonraki sahnede Strange'i eski sevgilisi Christine'in düğününe giderken görüyoruz, ve bam rüyasındaki ahtapot yeniden saldırıyor ve America adındaki kız da orada! Bu yırtık dondan gibi birden ortaya çıkan America adındaki Meksikan melezi ergen kızın hikayeye dan diye katılmasını önce anlamlandıramadım, ama sonraki açıklamalarda bu kızın alternatif evrenlerde yani multiverse'te seyahat etme yeteğine sahip olduğunu anlayınca bu birden ortaya çıkması çok da saçma gelmedi. Çünkü sonuçta farklı evrenden biriymiş, daha önce karşımıza çıkmaması normal... Ayrıca America karakterini oynayan 16 yaşındaki Xochitl Gomez çok tatlıydı, o yüzden haydi affettim.

source: Gameradar

Bu karşılaşmadan sonra supreme sorcerer Wong ve Strange kızı Kamar Taj'a götürüyor ve aralarındaki konuşmalardan sonra kızı alternatif evrenlerde sürekli kovalayan demon'ın üzerindeki rune'ların witchcraft olduğuna karar veriyolar ve Wanda'dan yardım istemek için Strange'i Wanda'yla konuşmaya gönderiyorlar. Burada Wandavision'da gördüğümüz, mindcontrol ile kasabayı esir alan Wanda'nın bu olaylardan sonra hala çocuklarını rüyasında gördüğünü ve depresyonda olduğunu görüyoruz. Rüyaların alternatif evrenlerin yansıması olduğunu bilen Wanda bu konuda iyice hüzünlü, çünkü bir yerlerde çocuklarıyla mutlu olduğunu biliyor ama o hayatı yaşayamadığı için daha da acı çekiyor. Bu arada parantez açarsam, eğer rüyalar gerçekten alternatif evrenlerin yansımasıysa ben ayvayı yemişim, çünkü rüyalarımda bayağı garip hayatlar yaşıyorum. Eğer üşenmezsem birkaç rüyamı buraya da yazmak istiyorum. Neyse konumuza dönelim; Zaten filmin muhtemelen ilk 15. dakikasında filmin antagonisti olan Wanda direkt kendini ele veriyor ve Darkhold tarafından zehirlendiğini ve direkt America'yı ele geçirmek için ahtapot demon'ları kendinin gönderdiğini itiraf ediyor. Bu noktadan sonra Wong'un artık sorcerer supreme olduğu Kamar Taj, Doctor Strange'in de yardımıyla Scarlet Witch'e karşı bir savaş başlatıyor. Wanda ilk başta sadece kızı ona verirlerse kimsenin zarar görmeyeceğine söz veriyor. Ama eğer kızı ona vermezlerse, karşılarında Wanda'yı değil, Scarlet Witch'i bulacaklar. Yani tek bir ergen kızı feda ederlerse, başkalarını kurtabilecekleri klasik hikayelerde geçen kurban çocuk temasına gidiyor olay. Enter Greek mythology, enter Iphigenia. Bence bu temada yine de güzel işlenmişti. 

Wanda'nın kendi mutluluğunu geri almak için ne kadar ileri gidebileceğini bu filmde gördük. Çünkü eğer olur da America'yı öldürüp kızın güçlerini çalıp da alternatif evrene erişebilirse çocuklarına sahip olmak için o evrende çocukların gerçek annesi olan kendi variant'ını da öldürmeyi göze almış. Zaten bunu farkeden Doctor Strange direkt Scarlet Witch'e karşı gard alıyor. Elizabeth Olsen'ın Wanda'nın karanlık yönünü yansıtan bu zor rolün üstesinden güzel geldiğini düşünüyorum. Hatta Wanda, Scarlet Witch tapınağını bulup tahtına oturunca "hail dark queen!" diye bağırasım geldi. 'In place of a Dark Lord you would have a Queen! Not dark but beautiful and terrible as the Dawn! Treacherous as the Seas! Stronger than the foundations of the Earth! All shall love me and despair!'...

source: Bam Smack Pow

Wanda'nın ayna yansıması olarak ise tam tersi evreni korumak için son derece ileri gidebilip yine kendini karanlık tarafa teslim edebilecek olan bir Doctor Strange temsil edilmiş. Çünkü alternatif evrenlerden birinde Professor X önderliğindeki Illuminati grubunu ve kendince evreni kurtarmak adına Darkhold tarafından corrupt edilmiş bir Evil Strange'i görüyoruz. Kesilen sahnelere bu açıdan daha çok üzüldüm. Çünkü misal Dark Doctor Strange'in "Things just got out hand" repliğini bu filmde göremedik. Sadece bu konuşmayı alt_Avenger'ların (aka Illuminati) ile konuşmasından anladık. Ben şahsen daha çok Dark Strange görmek isterdim. Çünkü bizim Strange ile colliding evrendeki Dark Strange'in müzik notalarıyla olan dövüşü gayet hoş olmuştu. O sahneler için yönetmeni tebrik ediyorum. Yine Strange'in ne kadar ileri gidebileceğini ve ne kadar karanlıklaşabileceğini Scarlet Witch'in elinden America'yı kurtarmak için dream walking yaparak alternatif evrendeki kendi cesedine hükmedebilmesinde gördük. Ben şahsen o necromancy sahnelerinde hem şaşırdım, hem de tav oldum.

source: Newsbreezer

Neredeyse yenilmez klasına gelen Scarlet Witch'i alt etmenin çözümünün de America'nın ona aslında istediğini vermesi ama çocuklarının gözünde ne kadar korkunç birine dönüştüğünü kendi gözleriyle ona gösterilmesine bağlanmasını çoğu kişi klişe bulabilir, ama ben gayet yerinde buldum. Çünkü Illuminati'yi bile yalınayak dream walking haliyle parmak şıklatmasıyla yok eden Wanda'yı güç kullanarak yenmenin başka yolu yoktu gerçekten. Bu arada Wanda'nın bu kadar gereksiz overpower olmasına ve Professor X dahil herkesi parmağının ucuyla yenmesine ilk başta gıcık olduysam da alternatif Wanda'nın masum olduğunu düşünüp anne Wanda'nın ele geçirilen bedenine zarar vermemek için Avengers'ın aka Illuminati'nin tam kapasite saldırmadıklarını düşününce o kısım da oturdu. Filmin sonunda aklı başına gelen Wanda, kendiyle beraber Scarlet Witch tapınağını da yerle bir ediyor ama yine de o son çıkan kırmızı kıvılcımlardan sonra öldüğünü düşünmüyorum. Doctor Strange en son savaştan sonra Christine'e Wanda'nın tüm evrenlerdeki Darkhold'ları yok ettiğini söylüyor ama yüzündeki ifadeye bakılırsa bir tanesi kalmış olabilir...

En son post credits sahnesinde üçüncü gözü açılan Strange ve Clea'nın karşılaşması merak yarattı. Benedict Cumberbatch Strange'i oynadığı sürece şahsen yeni filmleri merakla beklerim.

21 Temmuz 2021 Çarşamba

Loki

 

Source: Polygon


Bölüm sayısı: 6
Yayın yılı: 2021
Benim puanım: 9/10 

Merhaba, ben 10 yaşındayken Bilim Teknik dergisinden paralel evrenler teorisini okuyup arkadaşlarımın kafasını ütülemiş, şimdiye kadar karşıma çıkan tüm zaman yolculuğu ve alternatif evrenler ile ilgili dizileri, filmleri animeleri zevkle tüketmiş, Steins;Gate'i baştan sona iki kez izleyip oyununda da farklı timeline'ların hepsini denemiş o garip nerd. Multiverse ile ilgili Marvel'ın timey wimey stuff Loki serisini doktora tezim kapıya kadar dayanmışken kaçıracağımı sandıysanız yanılmışsınız.Kendisini dizi görmemiş masum köylüler gibi iki gün içerisinde tükettim. Bu dizi bana yer yer Doctor Who eski sezonlarındaki keyfi verdi. Zaman yolculuğu, daha ziyade alternatif evrenler üzerine olan nerdlüğümü yeterince tatmin etti ve Doctor Who'da beklediğim ama alamadığım Female Doctor beklentisini ve fazlasıyla karşıladı. Hepsine tek tek geleceğim. 

Dizide izlediğimiz Loki, End Game'de Avengers'ın zamanda yolculuk yaparak New York savaşından sonraki zamana geldiğinde Teserract'ı alıp kaçma şansı yakalayan bir Loki variant'ı. Yani alternatif bir zaman çizgisinde var olan bir Loki. Fakat bu dizide olanlar sebebiyle yine de tüm Marvel dünyasıyla bağlantılı. Neden mi, çünkü bu dizide olanlar tüm Marvel evreninde olan her şeyi alt üst edip baştan yazacak nitelikte büyük şeyler! Dizide bu kaçıştan sonra Loki bazı TVA (Time Variance Authority) muhafızları olarak kıskıvrak yakalanıyor ve büyünün geçmediği ve zamanın farklı aktığı, zamanın dışında var olan bir boyut olan TVA'ye getiriliyor. TVA, bence sadece Marvel adına değil, genel manada çok ilginç bir yer olmuş.TVA, Time Keepers denilen üç tane tanrısal varlık tarafından korunan ve zamanın olağan gidişine müdehale edenleri elimine eden bir yapı. Çalışanları kendilerine analyst diyen bürokratlar ve ayrıca isimleri olmayan, C-20 gibi kod adlarıyla çağrılan muhafızları var. Bu insanların hepsi Time Keepers tarafından yaratıldıklarını ve kutsal bir görev için var olduklarını düşünüyorlar. Ayrıca Renslayer adında bir yargıçları var, bu düzenin dışına çıkan insanları mahkemeye çıkarıyor ve yargılıyorlar. MCU'nun şimdiye kadar gördüğümüz sacred timeline akışını bu yapı koruyormuş. Avengers'ın zamanda yolculuk yapıp değiştirdiği zaman çizgisi de bu akışın içinde aslında. Zamanın kontrol edilmesi ve bunun kutsal bir görev addedilmesi açısından TVA, bana biraz Discworld'deki History Monks'ların yaşadığı vadiyi anımsattı. Fakat ütopik bir düzen gösterip aslında arka planda başka şeyler dönmesi ise sanki biraz Brave New World'e göz kırpıyor. 

Belki benim kadar bu konuya takık olmayan bazı izleyiciler, sanki TVA hiçbir paralel evrene izin vermiyor gibi algılamış. Fakat benim anladığım, aslında belirli paralel evrenlere izin verildiği ama tıpkı Steins;Gate'de olduğu gibi divergence point yaratacak sınırı geçecek şeylere (nexus) müdehale edildiği oldu. SG'de Suzuha'nın anlattığı gibi bir halatta bir sürü ip var, hepsi aynı yere çıkıyor (aynı sonuca çıkan farklı zaman çizgileri) ama bu iplerden birini ayırıp halatı bölersen ve başka bir halat çıkarırsan bu artık divergence'a yani bu dizideki adıyla nexus'a giriyor. Hatta bunu bir nevi basit matematiksel ifadeyle dizideki yapay zeka Miss Minutes şöyle aktardı (tabii benim de eksik anladığım kısımlar olabilir, farkederseniz ve benimle iletişime geçerseniz, zevkle tartışırım :)):
source: Marvelblog

Özetle bu ana sürekliliğin dışına çıkan ve nexus yaratan herkese Variant deniyor. Bizim Loki de Teserract'ı çaldığı için bu gruba giriyor. Normalde Loki, yargıca göre yok edilmesi gerekirken Mobius (Owen Wilson) adlı bir analyst/ajan Loki'yi başka bir konuda kullanabileceklerini söyleyerek kurtarıyor. Bu Loki, haliyle Thor Ragnarok ve Infinity War gibi karakter gelişimine yardımcı olan olayları yaşamamış hala muzip ve bencil olan Loki. Loki, yani İskandinav mitolojisindeki God of Mischiefs, bana Yunan mitolojisinde, yine muzip bir tanrı olan, yaptığı her şey yanına kalan ve şeytan tüyüyle olaylardan sıyrılan Hermes'i hatırlatıyor. Neyse, bu dizi sadece mitolojiyle köşesinden alakalı olduğu için oraya çok girmeyeyim ama mitolojiye meraklıysanız, özellikle Yunan mitolojisi hakkında daha çok şey öğrenmek istiyorsanız Mitolojik İnciler podcastını şiddetle tavsiye ederim: 

Reklamlardan sonra devam edelim. Bu dizide ise aslında bozmasaydı yaşam çizgisinde neler yaşayabileceğini bir videoda izleyip öğrenen Loki, tamamen değişiyor ve samimi bir şekilde Mobius'a yardım etmeye karar veriyor. Tabii, muziplikler tanrısı muzipliğini tamamen bırakır mı, hayır. Yine arka plandaki motivasyonu, TVA'in arkasındaki güç bu Time Keepers'ı görmek ve bir an önce TVA'den kurtulmak. Çünkü muzipliği ve zekasıyla Loki, ütopik gibi görünen bu kutsal evrende bir bit yeniği olduğunu çözüyor. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim Owen Wilson ve Tom Hiddleston arasındaki kimya harikaydı. Hele Tom Hiddleston, MCU'da aşırı bayılmasam da bu dizide benden bir fan girl'lük kopardı. O nasıl bakmak, o nasıl ağlamaktır. Yavru köpek gibi bir adam asjaksjajs. Bizim Loki'yi kullanmak istedikleri olay meğerse yine başka bir Loki variantı olan ve amacı TVA'yi yok etmek olan Sylvie'yi yakalamakmış. Loki'nin kadın variantı olan Sylvie, tüm hayatını çocukluğundan beri TVA'den kaçmakla geçiren travmatik bir karakter. Kaçarken kıyamet anlarına sığınıyor, çünkü kıyamet anlarında nexus yaratamıyor ve ne yaparsa TVA'nin gözünden kaçabiliyor. Bunu kendini bilen bizim Loki farkediyor ve Sylvie'yi 2044'teki bir kıyamet senaryosunda bulabiliyor. Fakat bizim Loki'ler bir şekilde birbiriyle takım olup TVA'den kaçıyorlar. Sylvie, bana Doctor Who'da alamadığım Female Doctor keyfini fazlasıyla verdi, harika bir Loki olmuş. Lokiler arasındaki bağ ile aslında bir aşk hikayesi de izlemiş olduk. Ultra bir narsist olan Loki'nin (Mobius'un dediğine göre sesmik bir narsisizm), Sylvie'ye yani kendinin farklı bir variantına aşık olması bana çok doğal ve mantıklı geldi aslında. Hatta bir romans olarak beğendim bile. Bence Freud da görse aşırı keyiflenirdi :). 

source: insider.com

Loki ve Sylvie aralarında bir bağ kurulunca yenilmez oluyorlar ve TVA'yi altüst edip Time Keepers'ın aslında sahte androidler olduğunu açığa çıkarıyorlar. Ayrıca Sylvie'nin düşünce okuma gücüyle de TVA'deki tüm insanların aslında variant olduğunu öğreniyoruz. Çünkü Sylvie, bizim Loki gibi ilüzyon büyüsü yapamıyor, ama enchantment adını verdiği bir güçle insanların düşüncelerini ve bedenlerini kontrol edebiliyor. Bu noktada, Renslayer karakteri de ilginçti. Çünkü Sylvie'yi çocukluğundan beri tanıyor ve Time Keepers'ın sahte olduğunu öğrenmesine rağmen yine de kutsal bir amaç için varolduğuna inanmak için ısrar ediyor. Renslayer, Mobius'a ek olarak bizim Loki'yi de elindeki pruning aletiyle yok ediyor. Fakat Sylvie bu işin peşini bırakmıyor ve aslında yok edilen variantların ölmediğini (hatta net bir şekilde yok edilemeyeceğini) ama onların zararsız olabilecekleri zamanın bittiği bir boyuta (the Void) gönderildiğini öğreniyoruz. Hala Time Keepers'ın sahte olmasının şokunu atlatamayan ve şu ana kadar hayatını mahveden kişiden intikam almak isteyen Sylvie, Loki'yi takip edip kendi kendini prune ediyor ve void'e gidiyor.  Böylece zurnanın zort dediği bölüme geliyoruz.

Void bölümü harikaydı. Burada Classic Loki, Child Loki ve Timsah Loki (!) de dahil olmak üzere pek çok Loki variantıyla tanışıyoruz. Bence en cool'u yaşlı olan Classic Loki'ydi. Bana Peter Capaldi'nin Twelfth Doctor'unu anımsattı biraz. Void, Alioth adı verilen bir dumanlı gölge canavarı tarafından korunuyor ve gönderilen variantların kaçmasını da bu canavar neredeyse imkansız hale geliyor. Fakat Mobius, Sylvie ve tüm Lokiler bir araya gelince bu imkansızı aşmayı başarıyorlar. Alioth yok edilince arkasındaki bir şatoda yaşayan ve bu olayların arkasındaki asıl kişiyle, yani He Who Remains'le tanışıyoruz. He Who Remains, çizgi romanlarda da  yer alan bir karakter, (conquerer) Kang imiş. Çizgi romanları okumadığım için sadece bu diziden yorum getireceğim. 

Kang bize, aslında 31. yüzyılda yaşayan bir bilim adamı olduğunu ve paralel evrenleri keşfedip hepsinin tek bir zaman çizgisinde birleştirilebileceğini farkettiğini anlatıyor. Fakat kendisinin tüm variantlarının iyi olmadığı için ve bu evrenleri ele geçirmek için Multiverse War'u başlatmışlar. Kendisinin variantları arasındaki en iyi kişi olduğunu, Multiverse War'u sona erdirmek için TVA'yi kurduğunu iddia ediyor. Yani, TVA aslında Kang'ın Multiverse War'ı başlatmasına sebep olacak olayları sonladırmakla görevli, divergence point ise buna göre çiziliyor.  Kang, Sylvie ve Loki'ye iki seçenek sunuyor. Ya Sylvie intikamını alabilecek ve Kang'ı yeni bir Multiverse Savaşı'na sebep olma pahasına öldürebilecek ya da Loki ve Sylvie kontrolü ondan devrealabilecek. Bu noktada, bizim yeterince olgunlaşmış olan Loki'miz (kıymetlimisss), Sylvie'yi adamı öldürmemesi konusunda ikna etmeye çalışıyor. Diyor ki "I just want you to be okay", yani sadece "bizim" iyi olmamızı istiyorum. Bak sen bizim aşık narsistimimize... Fakat hayattaki tek amacı intikam olan Sylvie, buna karşı çıkıp Loki'yi alt ediyor ve Kang'ı öldürüyor. Sylvie, gördün mü bak ne yaptın:


source: unknown

Senin yüzünden şimdi tüm bu filmleri izlemek zorunda kalacağız. Yani, Sylvie Kang'ı öldürerek Marvel için bambaşka dünyalara kapılar açıyor. Olasılıklar sonsuz. Zaman akışı linear olmadığı için, TVA'in kurulumu da Kang'ın ölümüyle engelleneceğinden geçmişte TVA'in müdehale ettiği olaylar da değişebilir. Yani geçmişteki olayların da değişmesi ve farklı paralel evrenlere çıkması çok olası. Zaten TVA'de Infinity Stone'ların kitap desteği olarak kullanılması yeterince şok ediciydi. Şimdi açılan bu sonsuz paralel evrenlerde kim bilir neler göreceğiz. Sylvie'nin bu cinayetinden sonra Sylvie tarafından bir boyut kapısıyla zoraki TVA'ye gönderilen Loki, orada Mobius'u ve diğerlerini uyarmaya çalışıyor ama onu tanımıyorlar bile. Son bölümü de TVA'deki Time Keepers heykellerinin Kang'in evil variantlarından birinin heykeliyle değiştiğini gösteren sahneyle bitiriyoruz.

Bu yolda açılan gelecek filmlerinden, en merak ettiğim film bir Doctor Strange filmi olan Multiverse Madness. Doctor Strange, Wanda ve Loki'nin olduğu bir film olursa da tadından yenmez bak. I have a dream!

Not: Bu postu blogumu okuduğundan bile emin olamadığım, fakat artık "variant" kelimesini duyunca Coronavirus'ü değil de, Loki'yi düşünen sevgili akustikinsan'a adıyorum :)









14 Temmuz 2021 Çarşamba

Black Widow

source: Wikipedia


Yayın yılı: 2021 

Süre: 134 dakika

Benim puanım: 7/10 (maalesef IMDB ile aynı)

Gelelim Marvel'ın eril elemanlarından dolayı çok zor sırası gelen Natasha Romanoff karakterinin hikayesini anlatan film, Black Widow'a. Çok büyük beklentilerle gidilmezse aksiyonlarla dolu eğlenceli bir film olmuş, fakat bana göre potansiyelini yeterince kullanamadığından biraz eksik kalmış bir film. Avengers dışında hikayesini pek bilmediğimiz Natasha için özellikle Soul Stone için Hawkeye yerine kendini feda etmesinden sonra daha güzel bir film yapılabilirdi bence. End Game'de Natasha'nın ölümünün sinemada sadece bir durgunluk yaratıp sonra Tony Stark ölünce herkesin karalar bağlamasını da unutmadım, bak. Bari bu filmde hakkı daha iyi verilseydi... 

Film, Ohio'da ergen bir Natasha ve sonrasında gerçek olmadığını öğrendiğimiz 3 yıl boyunca beraber vakit geçirdiği ailesiyle ve fahri küçük kız kardeşinin olan Yelena'yla açılıyor. Bence bu sahneler gayet etkileyiciydi, o yüzden hiç beklentim olmamasına rağmen bu sahneler yüzünden belki güzel bir film izleyeceğiz diye umutlanmıştım. Gerçek olmamasına rağmen mutlu aile hayatları bir yemekte baba karakterinin getirdiği haberle buz gibi kesiliyor ve gayet aksiyonlu bir kaçış sahnesinden sonra Natasha'nın sahte kardeşi olan ve o sıralarda 6 yaşında olan Yelena'ya ne kadar bağlandığını ayrılık sahnesiyle anlıyoruz. Çünkü Sokova'dan bir yetim olarak alınıp diğer kaçırılan kız çocuklarıyla beraber widow (bir nevi gizli Sovyet ajan) olarak yetiştirilirken kendi başına gelenlerin bu küçük kızın başına da gelmesini istemiyor. Fakat istediği olmuyor ve ikisini ayırarak widow olarak yetiştirme kampına yani Red Room'a gönderiyorlar. Bu açılış sahnesinden sonra Civil War sonrası timeline'da artık yetişkin olan Natasha'nın Norveç'te inziviaya çekildiğini görüyoruz. Bir yandan Budapeşte görevde olan yetişkin Yelena (Florence Pugh), widow'ların beyin kontrolü altında oldığunu farkediyor ve bu kontrolü sıfırlayan kırmızı renkli bir kimyasalı bazı gizemli olaylarla keşfediyor. Bu sıvıları ablası Nat'e gönderiyor ve Natasha kendini takip eden bir nevi android olan Taskmaster'la aksiyonlu bir dövüşten sonra kimyasalı alıp Yelena'nın yanına yani Budapeşte'ye gidiyor. Scarlett Johanson ve Florence Pugh'ın kardeş çekişmeleri ve dinamikleri çok güzel olmuş. Daha doğrusu bence filmin en güzel yanı Yelena karakteri olmuş.

source: Geekyapar

Yelena karakteri sürekli Black Widow'un Avengers'layken super hero landing pozu kesmesiyle dalga geçmesiyle epey herkesi güldürdü. Muhtemelen end scene'de gördüğümüz kadarıyla Black Widow kostümünü Scarlett'tan devralacak gibi de gözüküyor. Bence şimdilik iyi bir karara benziyor, çünkü tuttum ben bu Yelena'yı!

Neyse, filmden devam edelim; kız kardeşlerimizin bir araya gelmesinden sonra asıl macera başlıyor. Budapeşte'de yoğun aksiyonlu, normalde 100 kere ölmeleri gereken sahnelerden sonra Natasha yıllar önce öldürdüğünü sandığı widow'ları yetiştiren Red Room'un patronu Dreykov'un aslında hala hayatta olduğunu Yelena'dan öğreniyor. Dreykov'un yerini öğrenmek için önce Sokova'daki yüksek güvenlikli bir hapishaneden 3 yıl boyunca onlara babalık rolü kesen Alexis'i yine aşırı aksiyonlu sahnelerle kaçırıyorlar. Filmin şamata karakteri görevini gören Alexis aka Red Guardian karakterini bu arada Stranger Things'den komiser olarak tanıdığımız David Harbour canlandırıyor ve bence Yelena karakterinden sonra diğer başarılı karakter de o olmuş. Binbir çabaya girip kaçırdıkları Alexis'in de maalesef ki Dreykov'un yeri hakkında bir fikri yokmuş. Fakat Alexis'ten filmin başında anne karakterini oynayan Melina'nın (Rachel Weisz) aslında Dreykov'un emrinde olan birinci sınıf bir bilim insanı olduğunu öğreniyoruz ve Melina'yı bulmak filmin yeni macera mekanı St. Petersburg'a geçiyoruz. Melina karakterini canladıran Rachel Weisz için tek söyleyeceğim, filmi sadece tek bir ifadeli poker face'le geçirdiği. Sterotipik Rus'a uysun diye bilerek mi bu poker face'i takındı bilemeyeceğim. Zaten film Sovyet Rusya klişeleriyle doluydu ki oraya hiç girmeyeceğim. Rachel Weisz'ı Mummy'den sonra  ilk defa görüyorum ve söylemem gerek ki 51 yaşında olmasına rağmen hala gayet taştı.

Melina'nın çevirdiği bir dalavereden sonra sonunda Red Room'a Natasha, Alexis ve Yelena'yla giriş yapıyoruz. Red Room aslında ana kötü karakterimiz Dreykov'un beyinlerini kontrol ettiği widow'larla dünyayı kumanda ettiği bir uyduymuş. Şahsi fikrime göre film güzel başlamışken Yelena karakteriyle yükselip Alexis karakteriyle mizaha girmişken bu Red Room kısmından sonra iyice düşüşe geçti. Çünkü kaçırılan kız çocuklarının widow olarak yetiştirilmesi gibi apaçık bir hikaye varken Dreykov'un rol kesmelerini ve sonra android olan Taskmaster'ın aslında Natasha'nın Dreykov'la beraber yıllar önce öldürmek için bombaladığı Dreykov'un kızı olduğunun açıklanmasıyla biraz kabak tadı veren bir hikayeye dönüştü. Dreykov'un kızı Antonia'nın hikayesi çok yüzeysel ve havada asılı kaldı, bence hiç olmasa da olurmuş. Filmin sonunda Natasha aka Black Widow, Alexis, Melina ve Yelena'nın da yardımıyla Red Room'u ve Dreykov'u yok edip widowları özgürlüğüne kavuşturuyor. Yelena da diğer kızlarla birlik olup ayrılırken Natasha Avengers dışında ikinci bir ailesi olduğu mutluluğunu yaşarken de filmimizi bitiyoruz. 

After credits sahnesine gelirsek, End Game'den sonra Natasha'nın mezarına gelen bir Yelena sahnesini izliyoruz. Mezarlıkta Hydra'yı temsil eden Valentina karakteri, Yelena'yı ablanı öldüren Hawkeye'ydi diye kandırıyor ve Yelena karakterinin buradan muhtemelen Hawkeye filmine bağlanacağını anlıyoruz. Haydi bakalım...

13 Şubat 2021 Cumartesi

WandaVision

 

                                             image: Vulture

Amerikan sitcom esintileri yüzünden izleyip izlememekte tereddüt edip başlayınca iyi ki başlamışım dediğim bir mini dizi olan Wandavision'dan biraz söz etmek istiyorum. Klasik bir Amerika kasabasında yine tipik Amerikalı tiplerle ve abartılı Amerikan aksanıyla konuşan komşularla yaşayan evli Wanda Maximoff ve Vision'ın 1950'lerde siyah beyaz film olarak başlayan macerası daha sonra bambaşka bir yere evriliyor. Biraz Stranger Things biraz da Haruhi Suzumiya esintileri de yok değil. İlk bölümler bayağı durağan olsa da Amerikan dizilerine yapılan parodilerle ve özellikle Elizabeth Olsen'ın güzelliğiyle gayet keyifli geçiyor. Dikkat bundan sonrası spoiler içeriyor, 5. ve 6. bölümü izlemeyenler okumasın bence:

Dizi aslında The Avengers: End Game ve 3 yıl sonrasını konu alıyor. Thanos Infinity War'da Vision'ı öldürüp parmak şıklatmasıyla dünya nüfusundaki canlıların yarısını sildikten sonra Wanda'ya ne olduğunu bilmiyorduk. Vision'ın ölümünden sonra travma geçiren Wanda bu klasik Amerikan kasabasını yaratıyor. Vision ile bu kasabada geçen ve 1950'lerden 1990'lara kadar hızlı zaman akışı yaşayan bu kasabadaki herkes (kapı komşularından Vision'ın sıkıcı ofis işindeki arkadaşlarına, postacıdan sütçüye kadar herkes) Wanda'nın zihin kontrolü altında. Wanda'nın tek kontrol etmediği hafızası tamamen silinmiş olan Vision ki o da Avengers olduğunu dahi bilmiyor. Fakat öyle görünüyor ki aşklarına olan saygısından dolayı Wanda Vision'a özgür iradesini bırakmış en azından. Acıların kadını Wanda ise içten içe durumun farkında olsa da geçirdiği travma sebebiyle kendi yarattığı hayaller dünyasının gerçekliğine bazen kendini kaptırmış gibi gözüküyor. Dizinin ilk başlarında ikiz oğlan bebekleri oluyor, fakat bu çocuklar zaman atlamasıyla 10 yaşına kadar geliyor. Wanda'nın evreni kontrol etme gücünden dolayı, kasabadaki her şey yalan olsa da bu ikiz erkek çocukların gerçek olduğunu düşünüyorum.Wanda meşhur 5. bölümde kendi ikiz kardeşi olan Quicksilver'ı da recast edip başka bir yüzle geri getiriyor. Buradaki dayı modeliyle Elizabeth Olsen'ın kendi ikiz kız kardeşlerinin de oynadığı Full House dizine yaptıkları referanslar komikti. Wanda'nın oğullarından biri kendi gibi telepatken diğeri de Quicksilver gibi insanüstü hızda hareket edebiliyor.

Böylece romantik komedi tadında başlayan dizi aslında duygusal travma yaşayan telepat Wanda'nın Scarlet Witch olmaya giden karanlık yolculuğunu anlatmaya giden bambaşka bir diziye evriliyor. Önce annesi ve babasını, sonra da ikiz erkek kardeşi Quicksilver'ı kaybeden  ve tüm bunlar yetmiyormuş givi aşık olduğu adam Vision'ın da ölümüne tanık olan Wanda'nın bu travmayla kendine güvende ve mutlu hissettiği bambaşka bir evren yaratmasını hangimiz suçlayabiliriz ki.. Legion'da iç dünyayı ve akıl hastalıklarını çok güzel ve saykedelik bir dille anlatan Marvel WandaVision'da da ilk 6 bölümle çok iyi çıkarmış. Dizinin kalan 3 bölümünün de hakkıyla tamamlanacağına eminim. Wanda'yı bu karanlık duygusal travmadan çıkaracak tek karakter yine uzay ve zamanı bükme güçlerine sahip Dr. Strange. Fakat Benedict Cumberbatch'i diziye almak pahalıya patlayacağından sadece dizinin sonunda çok kısa görünüp oradan olayı Dr. Strange devam dizisi Multiverse of Madness'e bağlayacaklarını düşünüyorum.  Belki de Scarlet Witch darkside'a geçerse birbirine rakip bile olabilirler! Alternatif evrenler kurgusunda epey hevesli olan ben ise tabii ki de o filmi izlerim!