Final dönemindeyiz ya hani,birden müziğe aşkım kabardı.Günde 4-5 saati sadece müzik dinlemeye ayırıyorum bu günlerde.Başka işim yok tabii,ders falan çalışmama gerek yok, mesela değil mi? Neyse yıllardır dönüp dolaşıp birkaç albümü dinlediğimi farkettim.Yıllar içinde tabii buna birkaç tane eklenerek ilerliyor ama vazgeçemediğim, sığıştırabildiğim kadarıyla sürekli yanımda taşıdığım birkaç albüm var.Yanımda taşımak diyince tuhaf oldu biraz; mp3,telefon vs.de sürekli tuttuğum demek istedim.Zamanla güncellerim,dursun şöyle bir sayfada dedim.Aslında biraz daha çeşitli olmak isterdim ama durum böyle.Aklıma Supernatural'daki Dean'in dediği geliyor; "Çok sıkıcı biriyim ben Sam biliyorum,sürekli aynı 5 albümü çalar dururum arabada." Benim de durum aynen öyle.Hatta buraya yazacaklarım bile abartı sayıda olabilir ama en azından hepsine belirli zamanlarda taktığım dönemler oldu.İşte o albümler; (telefondaki alfabetik sıraya göre yazıyorum ha,favori sırasına göre değil)
At the Gates-Slaughter of the Soul
Ásmegin-Hin Vordende Sod & Sø
Beirut- March of the Zapotec
Blind Guardian-Nightfall in the Middle Earth
Dark Tranquillity-The Gallery
Projector
The Mind's I
Demons&Wizards-Demons&Wizards
Dream Theater-Scenes From A Memory
Octavarium
Awake
Eluveitie- Slania
Epica- The Phantom Agony
Florence And The Machine- Lungs
Haggard-Eppur Si Muove
Iced Earth-Something Wicked This Way Comes
In Flames-Clayman
Iron Maiden-The Number of the Beast
Kalmah-Swamplord
Korpiklaani-Tervaskanto
Karkelo
Megadeth-Youthanasia
Metallica-...And Justice For All
Moonsorrow-Verisakeet
Moonspell-Wolfheart
Opeth-Black Water Park
Morningrise
Orchid
Orphaned Land-The Never Ending Way of ORwarriOR
El Norra Alila
Queensrÿche- Mindcrime
Pain of Salvation-Remedy Lane
Pink Floyd-Dark Side of the Moon
Raphsody- Dawn of Victory
Radiohead- OK Computer
Tool- Ænima
Bunlara 2003 yılındaki zor ergen dönemime eşlik eden albüm olan Evanescence-Fallen'ı da sayarsak herhalde hayatım boyunca tekrar tekrar dinlediğim albümleri listelemiş olurum.Evet ben de böyle sıkıcı bir insanım.
anime, science fiction, fantastic literature, tv series, music and other geeky stuff
6 Ocak 2011 Perşembe
4 Ocak 2011 Salı
Noluyor lan?
Sürekli açıp açıp kendim de eşlik ederek şunu dinliyorum.O günleri eskilerde bıraktık sanıyordum,bak final dönemi döndük yine geri.Evet,evet Dream Theater'ın Space-Dye Vest'ten bahsediyorum.
2 Ocak 2011 Pazar
2011 adam gibi ol!
2011 oldu lan! Zaman öküz gibi hızlı geçiyor.Değişen hiçbir şey yok ama zamanın bu kadar hızlı geçmesi ürpertmiyor değil.Yeni yıla güle oynaya girdik,öyle devam edecek diye bir kaide yok; ama gelenek yerini bulsun dedik.2012'ye girme anında çok farklı hayallerim var.Bakalım biz mi ona gireceğiz,o mu bize, gerçi belli değil.2012 Aralık ayı zaten dünyanın sonu, Maya takvimine göre diyorlar.Çok az zamanımız kalmış, artık yavaş yavaş "carpe diem!" deme vaktim geldi,çok kastım onca zamandır kendimi.
Şaka bir yana,son yıllarımmış gibi yaşasam belki çok daha mutlu olabilirim.Hayatımdaki en büyük mutsuzluk sebebi yine benim,biliyorum.Bunu değiştirmek istiyorum artık,gerçekten.
Dönemin bitmesine de az kaldı.Dönem bitmeden önce haliyle finaller var.Alacağız bakalım boyumuzun ölçüsünü.Umarım gerçek boyum kadar kısa değildir,o da :P
Ders çalışmaya başlamak adına da ilk adımı dün gece attım,bugün de daha verimle sürdürmeyi umut ediyorum.Ders çalışmaya başladığım her an gibi melankoliye de bağladım, aha da kanıtı;
">
6 Aralık 2010 Pazartesi
Yürüyen Ölüler!
Evet The Walking Dead isimli diziden bahsediyorum.Son 48 saat içinde ilk sezonunu bitirdiğim (6 bölüm zaten).Her ne kadar bildiğimiz zombiden bahsetseler de o sözcüğü kullanmayıp hep 'walker' diyorlar.Cumartesi gece yarısı başladım izlemeye ve 5 bölümü izledim,sonra zaten sezon finali olan 6.bölüm de bugün torrente düştüğünden onu da biraz önce bitirdim.İlk 5 bölümü arka arka izlediğimden biraz etkisinde kalmış olacağım ki dün gece boyunca türlü türlü kabuslar gördüm.
Oldum olası geceleri karanlık denizden korkmuşumdur,asla gece yüzmeyi cesaret edemedim zaten.Gündüz vakti deniz aşığı olan ben, geceleri denize çok yaklaşmam bile düşerim korkusuyla.Hep o sonsuz karanlık suyun içinde kaybolacakmışım gibi gelir.Hatta hatırlıyorum da yıllar önce,2000 yılında Çeşme'deyken babam işten geç döndüğünden akşam 7 gibi denize giderdik de hava kararana kadar yüzerdik kardeşimle.Su hafiften renk değiştirip koyulaştığında hemen çıkardım ama ben. Öyle bir korkum vardı hep,evet.Dün geceki kabuslarımda da onla bol bol yüzleştim.Sarhoş olup sadece ayaklarımı soktuğum denizde inferius benzeri zombiler tarafından derinlere sürüklenmeler falan...Etkilenmişim diziden belli.
Dizi bana nedense bir Lost havası sezdirdi.Karakterlerini Lost'takiler kadar henüz sevip bağrıma basamasam da (yeni başladık yahu izlemeye) bir şekilde bana sürekli Lost'u anımsatıyor her bölümüyle.Konu alakasız ama işleyişi belki...bilmiyorum.Sezon finali beklediğimden biraz sönüktü ama o özellikle 4.bölüm ile gönlümde yer etmeyi başardı şimdiden.O malum 4.bölümde; kardeşi Amy kollarında ölürken Andrea'nın o çaresizlik anını öyle güzel işlemişler ki ve Andrea'yı oynayan abla öyle güzel oynamış ki gözlerimin dolduğunu inkar etmeyeceğim. "Amy, I don't know what to do" derken sesindeki umutsuzluk o an ister istemez empati yapmama sebep oldu.Kendinden küçük bir kız kardeşi olan her abla en azından hissetmiştir o duyguyu.Neyse güzeldi yani.Keşke sezon finali de daha güzel olsaydı; ama bakalım 2011 deseler de yeni umutların yeşerdiği bir sezon bekliyoruz.Hem sezondaki bölüm sayısının 6 olmasıyla da şimdiden Lost gibi sonlarda sıçıp sıvamayacağını garantilemiş gibi görünüyorlar.Göreceğiz...
Oldum olası geceleri karanlık denizden korkmuşumdur,asla gece yüzmeyi cesaret edemedim zaten.Gündüz vakti deniz aşığı olan ben, geceleri denize çok yaklaşmam bile düşerim korkusuyla.Hep o sonsuz karanlık suyun içinde kaybolacakmışım gibi gelir.Hatta hatırlıyorum da yıllar önce,2000 yılında Çeşme'deyken babam işten geç döndüğünden akşam 7 gibi denize giderdik de hava kararana kadar yüzerdik kardeşimle.Su hafiften renk değiştirip koyulaştığında hemen çıkardım ama ben. Öyle bir korkum vardı hep,evet.Dün geceki kabuslarımda da onla bol bol yüzleştim.Sarhoş olup sadece ayaklarımı soktuğum denizde inferius benzeri zombiler tarafından derinlere sürüklenmeler falan...Etkilenmişim diziden belli.
Dizi bana nedense bir Lost havası sezdirdi.Karakterlerini Lost'takiler kadar henüz sevip bağrıma basamasam da (yeni başladık yahu izlemeye) bir şekilde bana sürekli Lost'u anımsatıyor her bölümüyle.Konu alakasız ama işleyişi belki...bilmiyorum.Sezon finali beklediğimden biraz sönüktü ama o özellikle 4.bölüm ile gönlümde yer etmeyi başardı şimdiden.O malum 4.bölümde; kardeşi Amy kollarında ölürken Andrea'nın o çaresizlik anını öyle güzel işlemişler ki ve Andrea'yı oynayan abla öyle güzel oynamış ki gözlerimin dolduğunu inkar etmeyeceğim. "Amy, I don't know what to do" derken sesindeki umutsuzluk o an ister istemez empati yapmama sebep oldu.Kendinden küçük bir kız kardeşi olan her abla en azından hissetmiştir o duyguyu.Neyse güzeldi yani.Keşke sezon finali de daha güzel olsaydı; ama bakalım 2011 deseler de yeni umutların yeşerdiği bir sezon bekliyoruz.Hem sezondaki bölüm sayısının 6 olmasıyla da şimdiden Lost gibi sonlarda sıçıp sıvamayacağını garantilemiş gibi görünüyorlar.Göreceğiz...
2 Aralık 2010 Perşembe
Hana Yori Dango - 花より男子
Bu aralar da buna sardım.Bu aralar dediğim daha dün başladım.Zaten topu topu 9 bölüm.Gerçi 2.sezon da varmış da orasını şimdi bilemeyeceğim.7 bölümünü izledim ilk sezonun,diğer 2 bölümü de gece yarısına bıraktım.Aslında şu anda Japonca kompozisyonumu yazmam lazım ama feci derecede üşeniyorum,cidden şu internet kötü bir alışkanlık.Ondan sonra da Instrumental Analysis sınavına çalışsam (cumartesi günü olacak olan) hiç fena olmaz.Dedim önce Japonca ya dili ne olsa şu diziyi biraz izleyeyim,sonra Japonca aşkına gelir yazarım ama yok abicim.Zaten kursu bırakıyorum;şu kompozisyonu teslim edince 4 kur bitirmiş olacağım.Devam etmek isterdim ama hiçbir şeye yetişemiyorum artık.Biraz da hevesim kaçtı itiraf etmek gerekirse.Yine de alttan aldığım dersler dağlar gibi olmasa,sürekli masraflarımdan kısmak zorunda kalmasam kesin bitirirdim temeldeki 8 kuru ama kısmet değilmiş.Neyse Japonca ile ilişkimi de kesmiş değilim ya niye üzülüyorsam? İngilizce'den sonra ikinci yabancı dilim olacak şekilde her zaman geliştirmeye çalışacağım onu.Sonra da İsveçce ve İspanyolca öğrenmek gibi düşüncelerim var ama çok havada kararlar,göreceğiz bakalım.Neyse lan başlığı yazdık diziden bahsedelim biraz da değil mi;
Bildiğin shoujo animelerin gerçek insanlarla oynatılmış hali ya bu.O abartılı mimikler,tepkiler falan hep aynı; ama gerçek insanların oynaması o animemsi(nasıl bir kelime bu!?) havayı bozmamış.Baş roldeki ablamız da pek bir taş (pek çok Japon hatunun aksine yani en azından benim gözlemime göre) ama erkekler yine tipsiz.Allah'ım giyimleri ne öyle erkeklerin; felaket!Ellerde parlatıcılar,altın sarısı takım elbiseler ve sivri burun ayakkabılar...Türk erkeklerini bile onlara tercih edeceğim bir halk varsa onlardan biri de Japon'lardır herhalde.Neyse tipleri geçelim dizi çok eğlenceli ya bildiğin pembe dizi ayarında bir shoujo izliyorum sanki.Fakir kız zenginler lisesinde.Yemeğini döküyorlar,hırpalıyorlar falan.Bir ara içkisine ilaç bile kattılar lan aakejdkfjdkf .Nuri Alço müziği bekledim arkadan o sırada; ama çalmadılar,kınadım. Neyse iki erkeğin arasında kalan bir aşk hikayesine dönüşüyor son bölümlere doğru ama çok komik öğeler var bu da diziyi eğlenceli yapıyor.Böyle bir Asya dizisini seveceğimi düşünmezdim hiç; ama gerçi bu en iyilerinden biriymiş, doğaldır.Hatta feysbukta bile beğendim gaza gelip.O yüzden blogumu görmeyecek olsa da bana bölümleri dvd'ye çekip veren arkadaşa teşekkürü borç bilirim.
Ha bir de şu şarkı var, çok iyi ya! İkitai yo...bla bla diye mırıldanıyorum iki saattir.
">
Bildiğin shoujo animelerin gerçek insanlarla oynatılmış hali ya bu.O abartılı mimikler,tepkiler falan hep aynı; ama gerçek insanların oynaması o animemsi(nasıl bir kelime bu!?) havayı bozmamış.Baş roldeki ablamız da pek bir taş (pek çok Japon hatunun aksine yani en azından benim gözlemime göre) ama erkekler yine tipsiz.Allah'ım giyimleri ne öyle erkeklerin; felaket!Ellerde parlatıcılar,altın sarısı takım elbiseler ve sivri burun ayakkabılar...Türk erkeklerini bile onlara tercih edeceğim bir halk varsa onlardan biri de Japon'lardır herhalde.Neyse tipleri geçelim dizi çok eğlenceli ya bildiğin pembe dizi ayarında bir shoujo izliyorum sanki.Fakir kız zenginler lisesinde.Yemeğini döküyorlar,hırpalıyorlar falan.Bir ara içkisine ilaç bile kattılar lan aakejdkfjdkf .Nuri Alço müziği bekledim arkadan o sırada; ama çalmadılar,kınadım. Neyse iki erkeğin arasında kalan bir aşk hikayesine dönüşüyor son bölümlere doğru ama çok komik öğeler var bu da diziyi eğlenceli yapıyor.Böyle bir Asya dizisini seveceğimi düşünmezdim hiç; ama gerçi bu en iyilerinden biriymiş, doğaldır.Hatta feysbukta bile beğendim gaza gelip.O yüzden blogumu görmeyecek olsa da bana bölümleri dvd'ye çekip veren arkadaşa teşekkürü borç bilirim.
Ha bir de şu şarkı var, çok iyi ya! İkitai yo...bla bla diye mırıldanıyorum iki saattir.
">
1 Aralık 2010 Çarşamba
So what?
Şu "apathy" kelimesi bana gerçekten çok uygun.Olaylar karşında hep tepkisizim,gamsızca sanki başkasının başına geliyormuşçasına önemsemiyorum hiçbir şeyi. Sonradan boşluğa düşünce anlıyorum gerçekten kötü bir şey olup olmadığını.Tuhaf bir biçimde hiçbir şeyden zevk alamıyorum, hiçbir şeye şaşıramıyorum,hiçbir şeye sevinemiyorum ve daha da kötüsü hiçbir şeye üzülemiyorum.Sanki uyuşturulmuş gibi "haaa öyle mi,tamam olsun" diyerek geçiyorum.Üniversiteye başladıktan sonra oldu ama bu; daha önceleri bu kadar ruhsuz bir insan değildim.Ne oldu da bu hale geldim, bilmiyorum.Bazen sanki genç bir bedende yaşayan yaşlı ve yorgun bir ruh gibi hissediyorum kendimi.Her şeyden bıkmışım da umursamıyormuşum gibi...
Ne yaşadım ki şimdiye kadar.Hiçbir şey...Ne mükemmel bir sevgili olabildim, ne mükemmel bir arkadaş, ne mükemmel bir öğrenci ; ne de mükemmel bir insan.İnsanlara bu umursamaz görüntümün altında aslında onlara düşündüklerinden daha çok değer verdiğimi söylemek isterdim.Kırıcı bir söz söyleyince kırılabileceğimi, hayatımdan çekip gittiklerinde üzülebileceğimi,ağlayamasam da yas tutabileceğimi...ama bunları gerçekten yapabilir miyim artık ben bile bilmiyorum.Çok depresif oldu yine bu da sanki,bir gün mutlu bir anımı paylaşırken yazabilecek miyim buraya,bilmiyorum.Neden elimdekilerle yetinmeyi bilmeyecek kadar karamsarım ha?
Ne yaşadım ki şimdiye kadar.Hiçbir şey...Ne mükemmel bir sevgili olabildim, ne mükemmel bir arkadaş, ne mükemmel bir öğrenci ; ne de mükemmel bir insan.İnsanlara bu umursamaz görüntümün altında aslında onlara düşündüklerinden daha çok değer verdiğimi söylemek isterdim.Kırıcı bir söz söyleyince kırılabileceğimi, hayatımdan çekip gittiklerinde üzülebileceğimi,ağlayamasam da yas tutabileceğimi...ama bunları gerçekten yapabilir miyim artık ben bile bilmiyorum.Çok depresif oldu yine bu da sanki,bir gün mutlu bir anımı paylaşırken yazabilecek miyim buraya,bilmiyorum.Neden elimdekilerle yetinmeyi bilmeyecek kadar karamsarım ha?
22 Kasım 2010 Pazartesi
悪夢&夢
Bugünlerde çok tuhaf rüyalar görüyorum, geçenlerde denizin yüzeyinde havada duran raylardan giden metroyla yolculuk yaparken kömür madenine çarpmış ve afet yönetimi şeklinde inmek zorunda kalmıştım.Dün gece ise daha da uzun ve atraksiyonlu bir rüya gördüm ama uzun uzun anlatamayacağım çünkü vize haftasındayım bir yığın sınavım var ve hiçbirine çalışmadım.Bugünküler bok olsa da diğerlerini öyle hemen teslim etmeye niyetim yok, neyse rüya şöyle;
Supernatural'daki Dean ve Sam var yanımda,aynı ekipteymişiz güya ya da ben onlara yardım ediyorum sanırım gönüllü olarak (ederim tabii ki :P ).Motosikletle Texas benzeri bir otoyol üzerindeyiz Sam dürbünle bakıyor ve 'şu tarafa diye bağırıyor' son hızla oraya gidiyoruz.Otomobili andıran şeytani robotlar var.Dean tuz tüfeğiyle nişan alıyor tekine ama hiç bir işe yaramıyor,aksine daha da kızıp üzerimize doğru gelmeye başlıyorlar.Benim de o sırada aklıma geliyor ve tuz içerikli bir el bombası çıkarıyorum cebimden!? ve robotların olduğu tarafa fırlatıyorum.3-5 tanesi birden patlıyor, Dean 'bravo,iyi akıl ettin' diyor.Fakat benim bu ani atağım boss robotu iyice sinirlendiriyor,üzerimize bir ordu şeklinde bir grup gönderiyor.Kaçmaya başlıyoruz, ama Sam ve Dean ışık hızıyla sürerlerken motorları, ben onlar kadar hızlı gidemiyorum.Yanaşan robotlara cebimdeki el bombalarını fırlatıyorum.Dean geride kaldığımı görüyor ve robotları kendi üzerine çekiyor 'sen yenisin daha bu işte, diğer taraftan kaç.Biz Sam'le geri kalanları hallederiz' diyor.Ben de 'tamam,köprünün altında görüşürüz ' diyorum ve bariyerlerden motosikletle atlayarak diğer şeride geçip kaçıyorum.
Evet dediğim gibi vize haftasındayız normal bu rüyalar.Yalnız hepsinde günlük yaşantımda olmayan/olması imkansız olan heyecanlı olayların bulunması da ne kadar manidar...Şarkının ne bu yazıyla ne de bugünkü duygularımla alakası var ama sınavdayken canım çekmişti, şimdi dinleyeyim bari.Hem canım çektiyse vardır elbet bir sebebi.Değil mi?
">
Supernatural'daki Dean ve Sam var yanımda,aynı ekipteymişiz güya ya da ben onlara yardım ediyorum sanırım gönüllü olarak (ederim tabii ki :P ).Motosikletle Texas benzeri bir otoyol üzerindeyiz Sam dürbünle bakıyor ve 'şu tarafa diye bağırıyor' son hızla oraya gidiyoruz.Otomobili andıran şeytani robotlar var.Dean tuz tüfeğiyle nişan alıyor tekine ama hiç bir işe yaramıyor,aksine daha da kızıp üzerimize doğru gelmeye başlıyorlar.Benim de o sırada aklıma geliyor ve tuz içerikli bir el bombası çıkarıyorum cebimden!? ve robotların olduğu tarafa fırlatıyorum.3-5 tanesi birden patlıyor, Dean 'bravo,iyi akıl ettin' diyor.Fakat benim bu ani atağım boss robotu iyice sinirlendiriyor,üzerimize bir ordu şeklinde bir grup gönderiyor.Kaçmaya başlıyoruz, ama Sam ve Dean ışık hızıyla sürerlerken motorları, ben onlar kadar hızlı gidemiyorum.Yanaşan robotlara cebimdeki el bombalarını fırlatıyorum.Dean geride kaldığımı görüyor ve robotları kendi üzerine çekiyor 'sen yenisin daha bu işte, diğer taraftan kaç.Biz Sam'le geri kalanları hallederiz' diyor.Ben de 'tamam,köprünün altında görüşürüz ' diyorum ve bariyerlerden motosikletle atlayarak diğer şeride geçip kaçıyorum.
Evet dediğim gibi vize haftasındayız normal bu rüyalar.Yalnız hepsinde günlük yaşantımda olmayan/olması imkansız olan heyecanlı olayların bulunması da ne kadar manidar...Şarkının ne bu yazıyla ne de bugünkü duygularımla alakası var ama sınavdayken canım çekmişti, şimdi dinleyeyim bari.Hem canım çektiyse vardır elbet bir sebebi.Değil mi?
">
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)